Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Beşşar Esad'dan Arjantin basınına çarpıcı mesajlar
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
20-05-2013 09:35 - 335 Okunma

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad Suriye'deki krizin herhangi bir çözümünde seçim sandıklarında kararlaştıracak olan Suriye halkının isteği olduğunu belirterek, Suriye'nin Rusya Amerikan yakınlaşmasına sıcak baktığını, şiddeti durduracak, siyasi çözüme yol açacak ve İsrail’le açık veya gizli olsun hiç bir işbirliği yapmayan ve de terörü reddeden herhangi tarafla diyaloga hazır olduğunu vurguladı.

Esad, Arjantinli Clarin Gazetesi ve Telam Haber Ajansıyla yaptığı röportajda, İsrail’in teröristleri desteklediğini, yönlendirdiğini, aralarında Katar ve Türkiye’nin bulunduğu Suriye'de siyasi çözümü istemeyen ve terörü destekleyen bir çok dış tarafla bağdaşmayan çıkarları gereğince hareketlenmelerinin genel planını verdiğini söyledi.

Röportajın tam metni:

Suriye'de halihazırdaki krizin uzamasına ve büyük ölçüde derinleşmesine neden olan sebepler nelerdir:

Evvela.. dahili ve harici olarak krizi etkileyen bir çok unsur var. En önemlisi dış müdahale. İkincisi.. Suriye'ye müdahale temek isteyen ülkelerin hesaplarının hatalı olması. Bu ülkeler palanın bir kaç hafta veya ayda bitebileceğini zannediyordu lakin, bu olmadı. Olan şey, Suriye halkı direndi ve dış müdahalenin bütün şekillerini reddetti, şimdiye kadarda direniyoruz. Bize göre vatanı savunma eylemidir.

Bu krizde düşen şehit ve ölü sayısı nedir? Bazı kaynaklar 70 Bini aştığını söylüyor..

İlk önce bu sayıları öne sürenlerin kaynaklarını sormalısın. Bu kaynakların doğruluk derecesi nedir diye sormalısın. Her şeyden önce öldürmenin çirkin bir şey olduğunu söylemek isterim. İster sayı bir olsun veya yüzlerce olsun. Sonuçta ölen Suriyeli insandır. Lakin söz ettikleri ölülerin çoğunun Suriye halkını öldürmeye gelen yabancılardan olduğunu göz ardı etmemiz mümkün mü? Bizim için ölen her Suriyeli zarardır. Çok sayıda Suriyelinin kayıplar arasında olduğunu da göz ardı etmeyelim.

Bunun üzerine rakamların doğruluğu geçen bütün noktalara bağlıdır. Ölen Suriyelilerin sayısı nedir? Yabancıların sayısı ne kadardır? Kayıpların sayısı ne kadardır? Halihazırda belirli bir rakam veremeyiz. Lakin binlerce Suriyelinin öldüğünü biliyoruz. Bu sayı tabiî ki her zaman değişiyor. Çünkü teröristler insanları öldürüyor bazen de, toplu mezarlara defnediliyorlar, bunu da Suriye Arap Ordusunun ancak o bölgelere girmesi ardından ortaya çıkarabiliyoruz.

Bununla ilgili sizlere sormak istiyorum. Çatışmalarda hükümet güçleri tarafından fazla güç kullanıldı mı?

20130519-120014.jpgFazla gücün tarifi nedir? Fazla veya hafif gücün kullanıldığını nasıl belirleyeceksin? Ölçü nedir? Öyleyse bu açıdan bu konu üzerinde konuşmak objektif değildir.Sen maruz kaldığın terör türüne göre cevap veriyorsun. Karşılaştığın terörün şekli ne kadar gelişirse ona karşı cevap üslubunun da gelişmesi gerekiyor.Başlangıçta terör yerliydi. Sonra dışarıdan terör haline dönüştü. Bu da söz konusu teröristlere gelen silah çeşidinin gelişmesine neden oldu, geniş kapsamlı terör eylemleri düzenlemeye başladılar dolayısıyla, ordu ve güvenlik güçlerine düşen görev bunlara cevap vermektir. Her durum karşılaştığın terörün nevi ve şekline göredir. Bölgeyi teröristlerden temizlemeyi garantileyecek aynı zamanda da sivilleri koruyacak ve hayatlarını koruma derecesiyle de bağlıdır. Öyleyse buradaki konu kullanılan güç hacmi veya silah türü söz konusu değildir. İlk ölçü, maruz kaldığımız terörün şekli ve hacmi ile karşılık verme hakkımızdır. İkincisi ise, vatandaşlarımız ve vatanımızı korumak için varılması gereken sonuçtur.

Suriye'deki Reformla Çeçenli Teröristin İlişkisi Nedir? Hiç Kimse Bir teröristle Diyaloga Oturmaz

Suriye krizinin başlangıcında bazı yabancı şahıslar vardı. Şimdi ise çatışmanın üzerinden geçen iki yıldan sonra, bu yabancı müdahalenin olmasını menedecek diyaloga varmamız ve krizin bu şekilde sürmesi mümkün müydü?

Başlangıçta istekler her ne kadar öne sürülenler şekilde olsa reform içerikliydi. Konunun reform konusu olduğunu lanse etmek için bir örtü veya maskeydi. Reformları yaptık. Anayasayı değiştirdik. Olağanüstü hali kaldırdık. Muhalif siyaset güçleriyle diyalogu ilan ettik. Lakin, attığımız her adımla birlikte terör de artıyordu. Buradaki mantıklı soru, reformla terör arasındaki alaka nedir? Terörün reforma giden yol olması mümkün değildir. Çeçenistan’dan gelen teröristin Suriye'deki reformla alakası nedir? Irak, Lübnan veya Afganistan’dan gelen teröristin Suriye'deki reformla alakası nedir? Son olarak Suriye'de savaşan 29 uyruk belirlendi. Bütün bunlarla dahili reform arasındaki ilişki nedir? Bu laflar mantıklı değildir. Biz reformlar yaptık ve şu anda diyalogu da içeren siyasi bir inisiyatifimiz var. Suriye'deki krizin herhangi bir çözümü Suriye halkının isteğine bağlıdır. Bunu da, seçim sandıkları belirleyecektir. Başka bir yolu yoktur. Teröriste gelince, teröristle kimse diyaloga oturmaz. Amerika’dan Avrupa’ya kadar terör herkesi vurdu. Herhangi bir hükümetin teröristlerle diyalog yaptığını gördünüz mü? Sen siyasi güçlerle diyaloga oturursun. Lakin öldüren, kesen, ve kimyasal silah olan zehirli gazlar kullanan bir teröristle diyalog kurmazsın.

Sayın Başkan bu sözünü ettiğiniz reformlar, demokratik gerçek bir temsilcilik ve basın özgürlüğünü garantileyebilecek mi?

Biliyor veya bilmiyor olabilirsin. Son olarak çıkarılan bir dizi kanun içerisinde basınla ilgili yeni bir yasa çıktı. Lakin bizler daha geniş bir başlıktan yola çıktık. Diyalog siyasi güçlerin diyalogudur. Bu diyalog genel ilkelere ve anayasaya yol açacaktır. Anayasanın da tabiatıyla halk oylamasına ihtiyacı vardır. Bu anayasa belki de daha fazla özgürlükleri kapsayacaktır. Tabi bu halihazırdaki anayasada mevcuttur lakin, daha sonra çıkacak kanunlar yeni anayasa üzerine kurulacaktır. Doğal olarak ta, siyasi ve medya özgürlüğü ile genel anlamda özgürlükler olacaktır. Genel olarak siyasi özgürlük olmadan bir gazetecinin özgürlüğünden bahsedemezsin. Bu da doğaldır.

Siyasi Çözüm İstemeyen, Herhangi Diyalog Veya Siyasi Çözümü Başarısızlığa Uğratmaya Doğru Baskı Uygulayanlar Var

Zatı aliniz, krizin çözümü için temelin diyalog olduğunu her zaman belirtiyorsunuz, sizinle de mutabıkız. ABD ile Rusya arasındaki ittifak ışığında bu ayın sonunda düzenlenecek olan diyalog konferansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle İngiltere ve Fransa’dan bu konuyla ilgili müdahalelerin bulunması ışığında bu çalışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizler Suriye'de şiddeti durdurmaya yol açacak herhangi çalışmayla beraberiz. Lakin şiddetin sürmesiyle siyasi çözümün olması imkansızdır. Bizler Rusya – Amerikan yakınlaşmasını sıcak karşıladık, bu krizin sona ermesine yardımcı olacak uluslararası bir görüşmenin yapılmasını da umut ediyoruz. Lakin, Suriye'de gerçekten çözüm isteyen çok sayıda batılı ülkenin bulunduğunu sanmıyoruz. Keza, teröristleri destekleyen çok sayıda gücün de Suriye'de krizin çözülmesini istediğini de sanmıyoruz. Biz bu çabayı destekliyor ve sıcak bakıyoruz, lakin aynı zamanda da gerçekçi olmamız lazım, çünkü siyasi çözüm istemeyen ve herhangi bir diyalogu veya siyasi çözümün başarısızlığa doğru yol almasına baskı uygulayan taraflar vardır. Dolayısıyla Suriye'de tek taraflı siyasi çözümün olması da imkansızdır. En azından iki tarafa ihtiyacın vardır.

Şüpheler muhalefet güçleri veya bazı ülkeler tarafından mı yoksa Suriye'de çözüm istemeyen büyük güçler tarafından mı geliyor?

Ameli olarak.. sözünü ettiğin ve Suriye dışında yaşayan muhalefet güçleri dış ülkelere bağımlı olan güçlerdir. Dolayısıyla karar bağımsızlığı olmayan güçlerdir. Bu güçler dışa bağımlıdır. Paralarını dış ülkelerden almaktadır. Söz konusu ülkelerin istihbaratı gölgesinde yaşamakta olup, bu ülkelerin kendileri için kararlaştırdıklarını söyler. Öyleyse bağımsız değildir bundan önemlisi de, Suriye'de fiili bir halk tabanı bulunmamaktadır, bunun delili de, eğer tabanı olsaydı ülkeye gelirdi. Bizlerin Suriye'de içerde muhtelif oranlarda halk tabanına sahip olan siyasi muhalefete sahibiz. Devlet bu muhalefete baskı veya saldırı da bulunmamaktadır, dolayısıyla başka muhalefetlerin söz konusu ülkelere tabi olmaktan başka Suriye dışında bulunmasının gerekçesi nedir? Öyleyse senin soruna cevap olarak, ikisi bir olan ülkelerden mi muhalefetten mi şüpheleniyorsun? Daha önemlisi şüphe değil bilakis gerçeğin ta kendisidir. Çünkü diyalogu kendileri istemediklerini ilan ettiler. Bizler şüpheler üzerine şüphelenmedik veya sonuç çıkarmadık. Resmi olarak kendileri bir çok mekan ve münasebette en son olarak ta geçen hafta Suriye devletiyle diyalog istemediklerini ilan ettiler.

Herkese Açığız.. Lakin Bu Teröristleri Kapsamaz

Muhalefet güçleri mustarip olduğunda bu diyalogun nasıl gerçekleşebileceğini anlamakta güçlük çekiyorum.. Diyalogdan bahsettiğinizi zaman bu diyalog da kastettiğiniz başka taraf kimdir?

Biz eskiden olduğu gibi şimdi de diyalogu isteyen istisnasız herkesle diyalog kuruyoruz. Suriye’nin bağımsız kararı ve özgürlüğü gölgesinde Suriye'ye daha iyi olmasını istediği sürece.. İsrail’le aleni veya gizlice görüşmediği sürece.. dolayısıyla, bizler herkese açığız. Lakin bu teröristleri kapsamaz. Hiç bir ülke teröristle diyalog kurmaz. Ancak silahlı silahını bırakır siyasi diyaloga geldiği zaman bizim açımızdan problem yoktur, bu da olmuştur. Çok sayıda silah taşıyan şahıslar oldu daha sonra da Suriye'de olanların başka yöne doğru saptığını keşfettiler. Bu yüzden silahlarını bırakıp siyasi çalışmalara yöneldiler ve şu anda da devletle diyalog içerisindeler. İstekleri, ideolojileri var devlet de onlarla işbirliği içerisinde. Lakin çözümü anlamak için açık olmamız gerekiyor. Şu anda dünyada siyasi çözümle terörü birbirine karıştıranlar var. Kendileri siyasi bir diyalogun somut olarak terörü durduracağını zannediyorlar. Bu sözler gerçeğe aykırıdır. Terör, dış ülkelerden destek almaktadır. Gelen paralar gelen silahlar var dolayısıyla bu ülkeler bundan vazgeçmeyecektir, çünkü ilk derecedeki çıkarları Suriye'yi yıkmaktır. Ama siyasi çalışmalar kesinlikle Suriye'nin gelişmesine yol açacak ve içinde bulunduğundan çıkaracaktır. Bu da bu ülkelerin tam istemediği şeydir. Suriye'nin, istediklerinin tam aksine yol açacak siyasi bir çözümü nasıl destekleyebilirler. Suriye halkının gelecek için bir vizyonu vardır. Bütün herkes konferansa gelir, diyalog yoluyla başta anayasa, yeni kanunlar ve siyasi rejimle ilgili herhangi icraatı, bunlardan parlamenter olsun veya başkanlık olsun veyahut da herhangi bir rejim olsun, münasip gördüğünü kararlaştırır.

Terör tamamıyla muhtelif başka bir konudur. Eğer bugün toplanır da diyalog konferansımız başarılı olursa, bu terörün duracağı anlamına gelmez. Çünkü Katar ve Türkiye gibi başka ülkelerin Suriye'de şiddetin durmasında çıkarı yoktur. Siyasi herhangi bir çözümde de çıkarı yoktur bu yüzden terör devam edecektir.. Bunun için, Suriye’ye silah girişini ve temel olarak Katar ve aralarında Suudi Arabistan’ın da bulunduğu bazı körfez ülkeleri tarafından finanse edilen ve Türkiye kanalıyla gelen terörist akışını durduracak ciddi herhangi bir uluslararası konferansın yapılması esas taraftır diye düşünüyoruz. Büyük ülkeler bu finans, eğitim ve gönderme işlerini men etme girişiminde bulunduğu zaman Suriye’de terörle mücadele daha kolay olur.

Aynı zamanda da siyasi çalışmalar daha verimli olur. Aksi halde yeni anayasa ve yeni kanunlar getireceksin, terörleri sebebiyle de Suriye halkı sokaklarda öldürülecek o zaman herhangi bir siyasi çözümün değeri nedir?

Vatani ve Vatani Olmayanı, Sadık ve Sadık Olmayanı Kararlaştıracak bir Kamuoyu ve Halk Var

Öyleyse dış güçlerle diyaloga oturma ihtimalleriniz nelerdir?

Tabi. Biz en baştan dahili ve harici bütün güçlerle diyalog yapacağımızı söyledik. Silah taşımamak şartıyla hiç bir problem yoktur. Silah taşıyarak diyaloga gelme imkanın yoktur. Bu tek şarttır. Biz diyaloga hiç bir şart koymadık. Hatta bazı güçler vardır yargı tarafından isteniyor olabilir, lakin diyalogun önünü açmak ve herkesten duymak için herhangi bir taraf hakkında yasal bir icraatta bulunmadık. Kimin ulusalcı veya ulusalcı olmadığı, kimin sadık veya sadık olmadığını belirleyecek bir Suriye kamuoyu ve halkı bulunuyor. Bizler devlet olarak kendi isteğimize göre çözüm istediğimizi söylemedik. Çözüm şeklini ortaya sürmedik. Bunu Suriye halkına bıraktık.

İsrail Direk Olarak Terör Gruplarını Destekliyor

Özellikle Suriye'deki bazı mevkilere saldırısı ardından İsrail'in Suriye'deki krizde oynadığı rol nedir?

İsrail bu terör gruplarını direk bir şekilde iki yolla destekliyor. Birinci yol, lojistik destektir. En azından bunu Golan Cephesinde görmekteyiz. Öyle ki İsrail yaralı teröristlere yardım ediyor. İkinci yol ise onlara yönlendirmelerde gönderiyor. Nereye ve nasıl saldıracaklarına ilişkin yönlendirmeler ve direktiflerde bulunuyor. Örneğin teröristler radarlara saldırdı. Bu radarlar da tabii olarak Suriye hava sahasına girecek her uçağı tespit etmek için hava savunma sistemine bağlıdır. Hava savunma sistemlerini vurmalarını istiyor ki, Suriye ve İsrail arasında her hangi bir savaşta bunların ilgileri ve önemleri büyüktür. Genel olarak İsrail, terör gruplarına genel planlar vererek nasıl hareket edecekleri konusunda yönlendiriyor.

Aynı yolda... sayın Cumhurbaşkanı sizler, Suriye'de yabancı teröristlerin varlığını biliyorsunuz.. Fakat aynı zamanda Suriye'de ordunun saflarında savaşan İran ve Lübnanlı Hizbullah Partisinden elemanların bulunduğunu gören taraflar da var.. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Batıda bu konuya ilişkin söylemler, Suriye'deki terör saflarında yabancı teröristlerin bulunduğunu söylediğimizde başladı. Bizim söylediklerimize cevapları ‘ Suriye'de Hizbullah ve İran’dan da elemanlar var’ şeklinde oldu. Suriye 23 milyon nüfusuyla hiç bir devlet yada güçten beşeri desteğe ihtiyacı yoktur. Suriye'nin kendisini savunmak için ordusu, güvenlik güçleri ve yurtsever vatandaşları vardır. Dolayısıyla ne iran ne de Hizbullah’tan elemanlara ihtiyacı yoktur. Tabii ki Suriye ile İran ve Hizbullah arasında bilinen ve tarihi on yıllara dayanan güzel ilişkiler vardır. Tüm alanlarda da deneyim alış verişi vardır, bu da biliniyor zaten. Fakat Suriye'de söz konusu taraflardan savaşçıların bulunduğunun doğru olması halinde bunu gizlemek imkansızdır. Böyle bir şey olsaydı Suriye halkı mutlaka kendi gözleriyle görürdü. Şayet bu söylemler doğruysa bu elemanlar nerdeler? Aynı zamanda gayet şeffaf ve net bir tutuma sahibiz. Dolayısıyla böyle bir şey olmuş ya da olmasına ihtiyaç olursa mutlaka açık bir şekilde ilan edilecektir. Suriye dışında hiç bir uyruk ya da taraftan kesinlikle savaşçılar bulunmamaktadır. Bu çerçevede de ne Arap ne de yabancı hiç bir devletten desteğe ihtiyaç yoktur. Suriye'de Hizbullah ve İran’dan şahıslar vardır. Ama bunlar krizden çok daha zaman öncesinde de bulunuyorlar. Her zaman Suriye'ye geliyor ve gidiyorlar.

Diyalog konusunda ilerleme olması halinde; nu muhalif güçlerin silahlarını teslim etmeleri ve uzlaşmaya varmanız için belirli bir süre var mıdır? Hükümetinizin krizin çözümü için herhangi bir siyasi adım atma ihtimali var mıdır? Siz sayın Cumhurbaşkanı, yönetimi terk etmeniz mümkün müdür?

Benim kalmam yada kalmamam kesinlikle Suriye halkına tabidir. Benim cumhurbaşkanı olarak kalmam benim kişisel kararım değildir. Bu tamamen halkın kararıdır, halk kalmanı isterse kalırsın, istemezse kalamazsın. Halk tarafından istenmediği sürece yönetmen mümkün değildir. Bu konu tamamen doğal bir konudur ve pek fazla tartışılmasına gerek yoktur. Tamamen anayasaya ve seçim sandıklarına bağlı bir durumdur. 1014 yılında yapılacak seçimlerde halk bu konuyu kararlaştıracaktır. Fakat sözünü ettiğin silahlı gruplara gelince; onlar tek bir taraf değildir. Sen gruplardan, küçük çetelerden söz ediyorsun. Sayılarcı onlarca değil, yüzlerce. BM’nin Suriye eski temsilcisi Kofi Annan’ın istifa nedenlerinden biri de buydu. Diğer tarafta kiminle diyalog kuracağını tespit edemedi. Burada bir devlet vardır, devletin de hükümet başkanı ve belli bir yapısı net bir profili vardır. Oysa ki bu teröristler, grup, çete ve cemaatlerden ibaretler. İçlerinde hırsızlar, yağmalayıcılar, uyuşturucu kaçakçıları, radikaller ve daha bin bir türlü insanlar var. Yani başka bir değimle tamamen bir karışımdan ibaretler. Binlerce kişiden oluşan bir sürü grup, bu grupları birleştirmek çok zordur. Asıl soru da tüm bunları kim birleştirebilir?.. Dolayısıyla kim olduğunu bilemediğimiz bir taraf karşısında zaman cetvelinden söz etmek mümkün değildir. Öyle ki tüm bu grupların siyasi ajandaları bulunması yada tümünün radikal olmaları şart değildir. Daha önce söylediğim gibi bu grupların içinde hırsızlar da vardır, bunlar bu kriz içinde servet oluşturuyorlar. Bazıları da adalet ve kanun kaçağıdır, dolayısıyla krizin sonlandırılmasında çıkarları yoktur. Tüm bunların içinde görüldüğü gibi durum oldukça karmaşıktır. Fakat bizler bunların içinde her durumu ayrı ayrı ele alıyor ve ona göre davranıyoruz. Silahlarıyla teslim olanlarla diyaloga girdiğimizi var sayıyor ona göre davranıyoruz. Bizler ‘ya her şey yada hiç bir şey’ ilkesiyle çalışmıyoruz. Sen, aşamalı bir şekilde bazı şeyleri gerçekleştirebilirsin. Bu mekanizma da bir çok bölgede krizin hafifletilmesine yardımcı oldu.

Sayın Cumhurbaşkanı; Bu durumda diyorsunuz ki, yönetimi terk etmenizin ilk adım olmasını reddediyorsunuz?

Aynen söylediğim gibi.. Görevimi terk etme yada terk etmeme meselesi kesinlikli şahsi bir karar değildir. Ben halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanıyım. Dolayısıyla kalıp kalmayacağımı sadece ve sadece Suriye halkı belirleyebilir, hakem de seçim sandığıdır. Suriye halkı bunu gerek diyalog, gerekse önümüzdeki seçimlerde bunu kararlaştıracaktır. Fakat ABD, yada teröristler yada başka her hangi bir ülke istediği için ‘Suriye başkanı gitmelidir’ denilmesi kesinlikle kabul edilemez. BU konu sadece ve sadece halkımın seçim sandıklarıyla belirleyeceği bir karardır.

Ne ABD Ne de Hiç Bir Ülke Suriye'ye Karışamaz

On Dördüncü Soru: ABD başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin diliyle ‘Suriye'ye müdahalede bulunmak istediğine’ ilişkin bazı işaretler verdi. Fakat Kerry; olabilecek her hangi bir diyalog için ‘sizin yönetimden vazgeçmeniz’ koşulunu öne koydu. Bu durumda uluslararası düzeyde bu diyaloga varmanız halinde bu adımın krizin çözümü için elinizde bir silah olması mümkün müdürü?

Kimin gideceği ve kimin kalacağı konusunda Suriye halkı adına konuşmak için Kerry yada başkasının Suriye halkından yetki alıp almadığını bilmiyorum. Bizler baştan beri söyledik. Suriye'de reformlar veya herhangi bir siyasi çalışma için alınacak kararlar Suriyeli yerel kararlardır. Bu konuda ne ABD ne de başka hiç bir devlete müdahale izni yoktur. Bu tamamen Suriye'ye ilişkin belirlenmiş ve kararlaştırılmış bir durumdur. Açık ve net olmak gerekiyor. Suriye bağımsız ve egemen bir devlettir. Bizler, kendine saygı duyan bir halkız. Ne ABD ne de başka kimsenin ne yapmamız gerektiğini belirlemesini kesinlikle kabul edemeyiz. Seçimlere gidersin, kaybeder yada kazanırsın. İhtimaller açıktır, ama daha önce konferansa gidip bunları belirlemek ve Suriye halkının kararlaştırmadığı bir şeyde karar almak kabul edilemez. Bu bir.. İkincisi de; Suriye şu anda bir krizin içindedir. Gemi bir fırtınanın içinde olduğunda da kaptan kaçmamalıdır. Yapacağın ilk şey fırtınaya karşı gemini koruman ve onu normale döndürmen, ardından da gerekli kararlar alınır. Herhangi bir durum yada koşul altında sorumlunun sorumluluklarından kaçması doğru değildir. Bu üstüne düşen sorumluluktan kaçmaktır. Ben de kesinlikle sorumluluğumdan kaçacak bir insan değilim.

Teröristlerin Kimyasal Silah Kullandıklarını Kanıtlarla Tespit Ettik

Özellikle Fransa ve İngiltere başta olmak üzere büyük güçlerin sizin yönetimi terk etmeniz koşulunla ilaveten hükümetinizin kimyasal silah kullandığını belirtmeleri konusu vardır. Kerry’de Suriye ordusunun Mart ayında Halep’te kimyasal silah kullandığına ilişkin kanıtları olduğunu söyledi. Bu konuda görüşünüzü almak isteriz. Aynı zamanda batının ısrar ettiği bu durumlar Suriye'ye yönelik askeri müdahaleye yol açabilir mi? Sizin bu konuda endişeleriniz var mıdır?

Batının gerek kimyasal silahlar gerekse görevden çekilmem konusunda yaptıkları açıklamalar her gün değişiyor. Bugün kimyasal silahların kullanıldığına ilişkin kanıtlardan söz ederlerken, bir sonraki gün her hangi bir kanıtın olmadığını, bir sonraki gün de olduğunu söylemekteler. Batılı yetkililerin bir vizyonda sabit kalmalarını beklememiz gerekiyor. Bizlerin bu batılıların açıklamalarıyla zaman kaybetmememiz gerekiyor. Önemli olan gerçektir. Öyle ki kimyasal silahlar kitle imha silahlarıdır. Onlar bizim bu silahları yerleşim alanlarında kullandığımızı söylediler. Sana desem ki bir beldeye, kente, köye yada semte bir nükleer bombanın düştüğünü ve ölü sayısının on kişi olduğunu inanır mısın? Kimyasal silahların yerleşim alanlarında kullanılması dakikalar içinde binlerce veya on binlerce kişinin ölmesine yol açar. Böyle bir şeyi de saklamak mümkün müdür? Konunun temeline dönelim. Onlar kimyasal silahların kullanıldığını, terör gruplarının iki ay önce Halep kırsalının han el-Asel Bölgesinde kullandıkları sırada öne koydular. Bunu da belge ve kanıtlarla tespit ettik. Elimizde kullanılan füze ve kimyasal maddeler var.. Tüm bunlar analiz edildi ve bu olayı belgelemek için BM’ye resmi bir talep gönderildi. Zor duruma düşen ABD, Fransa ve İngiltere gibi devletler o zaman başka yerlerde kimyasal silahların kullanıldığını öne sürmeye başlayıp gönderilecek heyetin bu yerlerde incelemelerde bulunmalarını istediler. Bu koşulu kimyasal silahların asıl kullanıldığı bölgede soruşturma incelemelerde bulunacak heyetin gönderilmemesi için koydular. Doğrusu BM heyetinde bir üye olan Carla Del Ponte basında Suriye'de kimyasal silahları kullananların terör grupları olduklarını açık bir şekilde ilan etti. Fakat BM’nin yanı sıra hiç bir devlet bu açıklamalara önem vermedi.

Fakat bu konunun Suriye'ye yönelik savaş girişi olarak kullanılması ise mümkündür. Bizler Irak’ta olanları unutmamalıyız. Hepimiz, o süreç içinde ABD dışişleri bakanı Colin Pavl güvenlik konseyinde tüm dünya huzurunda ‘işte Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına kanıtlar’ dediğini hatırlamaktayız. O kitle imha silahları nerde! Batı yalan söylüyor ve sanal kanıtlar yaratıyor ve sahtekarlık yapıyor. Ardından da savaşlar açıyor. Bu batının yapısında vardır. Ama tabii ki Suriye'ye yönelik her hangi bir savaş kolay olmayacaktır. Onlar bunu bilmeleriyle savaşın bir gezinti olmayacağını idrak etmişlerdir. Suriye'nin muhtelif bir durumu var. Onların savaşı düşündüklerine ilişkin kanıtımız yok, ama her zaman her ihtimali göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Bu anlar içinde direk bir saldırı olması konusunda endişeleriniz var mıdır? Irak’ta olduğu gibi işgal demiyorum, fakat Suriye'ye karşı direk bir askeri saldırı konusunda endişeleriniz var mıdır?

Geçen hafta İsrail tarafından olan budur. Bu mevcut ve olası bir ihtimaldir, ara sıra da olabilir. Özellikle Suriye'nin bir çok bölgesinde terör grupları ağır kayıplara uğratılması ardından direk askeri saldırı olası bir ihtimaldir. Öyle ki meydanda güç dengesi ciddi bir şekilde değişmeye başladı. Bunun için de bazı devletler, ordunun ağır darbeleri altında teröristlerin çöken moralleri ve psikolojilerini yükseltmek için İsrail'e böyle bir görev verdiler. Bu devletler Suriye'de kan, şiddet ve savaşın uzun sürmesini istiyor. Çünkü bu Suriye'yi ciddi bir şekilde zayıflatır. Dolayısıyla direk askeri saldırı uzuk tutulmayacak bir ihtimaldir. Her an sınırlı olsa da bir saldırının olabileceğini düşünüyoruz.

Bu Süreç İçinde Yaptıklarımız Toprakları Kurtarmak Değil, Teröristleri Vurmaktır

On Yedinci Soru: Diyorsunuz ki şimdi Suriye'deki durumları kontrol altında tutuyorsunuz. Fakat bu günlerde çok sayıda top ve havan sesleri duymaktayız. Son günlerde Suriye'deki askeri durum ve silahlıların Şam’a yaklaşmalarına ilişkin ne söylemek istersiniz?

Kontrole geçirme yada kontrolü kaybetme değimleri topraklarına giren yabancı bir ordyla savaştığın sırada kullanılır. Fakat Suriye'deki durum tamamen farklıdır. Bizler teröristlerle karşı karşıyayız. Bu teröristler muhtelif bölgelere sızmaktalar. Karşıdaki bir binanın içinde olabilirler, ama sen bu durumda ‘bölgeyi kontrollerine aldılar’ diyemezsin. Klasik anlamda ordu olmadıkları için bölgeden bölgeye kaçabilirler. Oysa ki Suriye Arap Ordusu gitmek yada girmek istediği hiç bir bölgede başarısız olmadı, istediği zaman istediği yere gitti ve istediği bölgeye de girdi. Ordunun giremediği yada giremeyeceği hiç bir mekan yoktur. Burada ‘kontrolden’ söz etmen mümkündür. Teröristlerin hareket ettikleri bölgeler vardır. Fakat doğal olarak dünyada hiç bir ordunun vatanın her köşesinde var olması mümkün değildir. Bu süreç içinde yaptığımız, toprakları kurtarmak değil de, teröristleri vurmaktır. Son günlerde de bu bağlamda oldukça önemli ve güzel sonuçlar sağlandı. Dolayısıyla teröristlerin büyük bir bölümü Suriye dışına kaçtı. Devlete teslim olan önemli bir bölümleri de oldu. Dolayısıyla bizler bir bölgeyi kontrole aldık yada almadık demiyoruz. Bizler teröre karşı bir savaş veriyoruz. Çatışma uzundur, fakat güzel ilerlemeler kaydetmekteyiz..

Sayın Cumhurbaşkanı; Obama’nın dış politikası ile daha önceki ABD başkanlarının politikaları arasında net bir fark görüyor musunuz?

ABD’de politikaya hükmeden kurumlar, lobiler vardır. Gelecek her hangi bir yetkilinin belirli bir rolü vardır. Başka bir değişle de kendine has bir imzası vardır, fakat ABD politikasında mevcut faktörlerin haricinde tüm politikayı belirlemesi mümkün değildir. Dolayısıyla Suriye'de bizler için ABD idarelerindeki değişiklik basit değişikliklerden ibarettir. Büyük değil, çünkü kurumlar ve lobiler değişmemektedir. Politikayı gerek başkan gerekse dış işleri bakanı olsa da şahıslarla değerlendirmemiz mümkün değildir.

ABD’nin politikasını değerlendirecek olursak; hala özellikle Filistin halkı olmak üzere Arapların haklarına karşı İsrail'den yana bir politikadır. ABD 20 yıldan fazla bir süredir barış süreci için ciddi hiç bir şey yapmadı. Afganistan ve Irak’ı işgal etti, aynı politikaları da sürdürmektedir. İnsani çerçevede ise hala Guantanamo Cezaevini idare etmektedir. Öyleyse değişen ne? Demeçler mi? Demeçlerin hiç bir anlamı yoktur. Önemli olan pratiktir. Düşünüyorum ki ABD idareleri birbirilerinin aynısıdır, fark ise yüzeysel ve basittir.

ABD eski başkanı George Bush’un elinde en iyi ekonomiye sahip devlet vardı. Yine de Irak ve Afganistan’a saldırdı. Obama da aynı şekilde Libya'ya saldırdı, fakat görünürde bunu Suriye'ye yapmak istemiyor.

ABD’nin stratejik politikasında herhangi bir değişiklik görüyor musunuz? Bu değişimin dünyadaki değişim çerçevesinde olduğunu yorumlamak mümkün mü? 7 yıl önce sizinle görüştüğümde Çin daha zayıftı. ABD tarafından Suriye'ye herhangi bir işgalin olması mümkün müdür?

Bu konuya iki köşeden bakmamız mümkündür. Bu idarenin savaş istemediğine ilişkin ABD’nin içinde de bir diyalog mevcuttur. Fakat neden istemiyor.. ekonomik durumlardan dolayı mı.. uluslararası dengenin değişmesinden mi... Irak, Afganistan ve daha başka yerlerdeki başarısızlıktan dolayı mı.. Yoksa dava ilke davası mıdır.. Ben böyle olduğundan kuşkuluyum.. Ben inanıyorum ki dünyada değişen koşullar vardır. Bunlar da ABD’yi yeni maceralara atılmaktan men ediyor. Özellikle de oldukça pahalıya patlayacak ve sonuçları ABD’ye hizmet etmeyecek maceralar.. Fakat her şeye rağmen bu noktayı analiz etmek için ben ABD’lilerin bir alternatifi değilim. Bizler dışarıdan bakmaktayız..

Fakat net olarak görmekte olduğumuz diğer köşe; ABD’nin teröristlere siyasi ve lojistik desteklerinin yanı sıra ‘öldürücü olmayan destek’ olarak nitelendirdiği yardımlar. Burada da akla gelen bir soru var; 11 Eylül olayları ‘öldürücü’ vesilelerle mi oldu?!!! Tam tersine. Dolayısıyla terörü silahla desteklemek gerekmiyor. Para, lojistik destek yada başka her hangi bir şekilde onu desteklemen, onun öldürücü etkisini arttırman anlamına gelmektedir. Tüm bunların içinde ABD politikası direk işgalden başka tür savaşlara taşınmış sayılmaktadır. Öyle ki savaş, sadece işgalde bulunmak değildir.

Bir diğer ve daha önemli soru da şudur: ABD şu an istikrarı sağlayacak bir politika mı üstlenmektedir?

Hayır. Ne ABD ne de batı dünya istikrarı için hiç bir şey yapmamaktalar. Bu süreç içinde Suriye'de, Demokratik Kore’de, Irak’ta, Afganistan’da Arap ülkelerinde yaşananlara dikkat edin. Hiç birinde istikrar yoktur. Odaklandığımız nokta da bu işte. Savaş bir alet bir vesiledir. Bizler de edatlardan değil, ilkelerden söz ediyoruz. Başka bir değişle ABD’nin direk işgale son vermesi ilkelerini değiştirdiği anlamına gelmemektedir. Evet edatlarını değiştirdi, ama ilkelerini değiştirdiğini düşünmüyorum.

Savaş vesiledir dediğinde, Suriye'de vahhabi veya radikal bir hükümet kurmaları için vesile olduğunu mu kastediyorsunuz? Yada Suriye'nin petrol ve doğalgazdan yeni servetlerini hegemonyalarına alma vesilesi mi? Yoksa ikisinin karşımı mı? Suriye'de radikal bir hükümetin yönetime gelmesi için ABD’nin Katar ve Suudi Arabistan’a yardım ettiğini mi düşünüyorsunuz?

ABD açısından önemli olan daha önce Latin Amerika’da olduğu gibi yandaş hükümetlerin olmasıdır. Halklarının servetlerini alıp ABD yada batılı müttefiklerine takdim eden hükümetlerin olmasıyla ilgileniyorlar.

Hükümetlerin radikal olması yada olmaması konusunda gelince; bu bağlamda iki vizyon mevcuttur. İlki batıda bazı taraflar radikal hükümetlerden endişelidir. Dolayısıyla radikal olmayan fakat onun işbirlikçisi olacak bir hükümete göre durumları sürüklemeye çalışıyor. İkinci vizyon ise; bu süreç içinde radikal hükümetin olmasında sorun görmeyip daha sonra buna karşı mücadele etme düşüncesidir. Bu da dar görüşlü bir vizyondur. Çünkü daha önce Afganistan ve New York’ta yaşananlar ABD’nin bu vizyonunun neticesidir. Terörle mücadele adı altında Afganistan’a girdiler, fakat şimdi terör ve radikallik her zamandan daha güçlüdür. Ve dünyanın bir çok yerine yayılmış durumdadır. Dolayısıyla onlar, şekli ve niteliği ne olursa olsun sadece ve sadece onlara hizmet edecek işbirlikçi bir hükümet istemekteler. Bundan daha tehlikeli olan da vahhabi devletler, Vahhabilik, tekfircilik ve radikalizmin sadece hükümetler içinde değil haklar arasında da yayılmasını istemekteler. Bu da çok ama çok tehlikelidir. Bizim Suriye'de ılımlı ve hoş görülü bir İslamımız vardır. Tekfirciliği ve radikalliği kabul etmeyen bir İslam.

Sorunun kinci şıkkına gelince; Suriye'deki doğalgaz konusu bizimle tartışılmadı. Fakat bölge için düşündüğümüz ve öne koyduğumuz büyük projelerimiz vardı. Bunlar bölgesel projeler olup demiryolları ve ulaşım-taşımacılık projeleridir. Kuzey-güney-doğu batı yönlerinde petrol ve doğalgaz taşıma projeleriydi. Bunlara ilaveten denizleri birbirlerine bağlama projelerimiz vardı. Tüm bunlar bölgeyi ekonomik açıdan ciddi şekilde geliştirir ve kalkınmasını sağlardı.

Suriye gibi bir devlet batının hegemonyasına giremez. Kendi halkının çıkarlarını düşünen ve bu çıkarları batıya teslim etmeyen bir devlettir. Dolayısıyla böyle bir rol oynamasına izin vermemeleri gayet normaldir.

2014 seçimlerinde uluslararası gözlemciler olacak mı? Dünya basınının özgür bir şekilde bulunmasına izin verilecek mi?

Bu konu, bu süreç içinde hazırlamaya çalıştığımız ulusal diyaloga bağlıdır. Bizler bildiğiniz gibi Suriye'deki iç siyasi güçlerle çalışmaktayız. Seçimler dahil her konuda istenilenler bu diyalogda belirlenecek. Açık ve dürüst olmam gerekiyorsa; seçimlerin şeffaf, dürüst ve kontrolüne ilişkin soruya ben tek başıma cevap veremem. Bu konu cumhurbaşkanı olsa bile bir ferdin kararı değildir. Bu tamamen ulusal bir karardır. Ulusal egemenlik ilkesinden hareketle seçimlerin dışarıdan denetlenmesini kabul etmeyen bir halk kitlesi vardır. Doğrusu Suriye halkı batının tüm konuları politikleştirdiğine inanmasıyla ona pek güveni yoktur. Halkın bir başka bölümü de dış gözlemcileri kabul etse de bunların hangi devletlerden olacağı konusunda vizyonları farklıdır. Sonuç olarak bu benim değil, halkın kararıdır. Dolayısıyla bu soruya cevap en iyi şekilde ulusal diyalogdan gelmelidir. Öyle ki bu diyaloga istisnasız Suriyeli tüm güçler, bileşenler ve kesiler katılacaktır.

Önümüzdeki süreç içinde İran’da olacak başkanlık seçimlerine ilişkin düşüncelerinizi almak istiyorum. Seçimlerden sonra İran’ın yönelimlerinde herhangi bir değişiklik olacağını düşünüyor musunuz?

Tabii ki İran bölgede büyük ve önemli role sahip bir devlettir. Bu ülkede olacak olumlu yada olumsuz her şey doğal olarak bölgeyi etkileyecek. Bu açıdan İran, Suriye için önemlidir. Fakat iki devlet arasında 30 yıldan fazla bir süredir stratejik anlaşmalar ve çıkarlar mevcuttur. İran şu an eskisinden daha farklıdır. Her şeye rağmen seçimlerin batının istediği gibi bir değişime yol açacağını düşünmüyorum. İran2ın ABD yada batının kontrolüne geçeceğini sanmıyorum. Seçimler İran’ın içindeki istekleri yansıtabilir,a ama dışarının isteklerini yansıtacağını sanmıyorum.

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
20-05-2013 09:35 - 335 Okunma
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
20-11-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım