Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti-1
Abdullah Turan

 Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda, Allah Teâlâ'nın insanları farklı boyutla-rıyla değerlendirirken, bir boyutlarıyla da insanları seçilmişler ve seçil-memişler olarak iki farklı gruba ayırdığını görmekteyiz.
Seçilmişler grubu, Allah Teâlâ'nın, kendilerini beğenip seçmiş olduğu ve dünya ve ahirette bir takım göz kamaştırıcı üstünlüklerle donatıp, özel yetki ve görevler vermiş olduğu kimselerden oluşurken, seçilmemişler grubu, Allah Teâlâ'nın böylesi üstün meziyetlere layık görmediği genel halk kitlesini oluşturmaktadır.

Bakınız Allah Teâlâ Al-i İmran Suresi'nın 34. ayetinde şöyle buyuru-yor: "Allah, Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak âlemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir."
Keza Yüce Allah Meryem Suresinde Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem, Hz. İsa, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak ve diğer bir kaç seçkin kulunu andıktan ve onlarla ilgili bir takım bilgiler verdikten sonra bu seçkin kullarıyla ilgili genelleyici bir bilgi olarak şöyle buyuruyor:  "İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Onlar Rahman'ın ayetleri kendilerine okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı."  

Seçkin kıldığı Hz. İbrahim (a.s)'ın, ailesi ve geçmiş ümmetlerden bazı diğer seçilmişler hakkında ise şöyle buyurmuştur: "Bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz hüccetimizdir. Biz dilediğimizi derece¬lerle yükseltiriz. Doğrusu Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. Biz ona İshak'ı ve Yakup'u da armağan ettik, hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da doğru yola iletmiştik. Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik), bunların hepsi de iyilerden idiler. İsmail'i, Elyesa'yı, Yunus'u, Lut'u da ki, bunların hepsini âlemlere üstün kıldık. Bunların babalarından, soylarından, kardeşlerinden de bir kısmını seçtik ve doğru yola ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a şirk koşsalardı, yaptıkları amelleri elbette boşa giderdi. İşte bunlar kendilerine Kitâb, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz kimselerdir. Eğer kâfirler onları inkâr ederlerse, yerlerine onları inkâr etmeyecek bir kavim getiririz. İşte bunlar Allah'ın doğru yola eriştirdikleridir, (Ey Resulüm! Sen de) onların yoluna uy, "Sizden buna karşılık bir ücret istemem; bu, sadece herkes için bir hatır¬latmadır." de. "

Yine Hak Teâlâ seçkin kılmış olduğu Hz. İbrahim (a.s)'ın ailesine özgü olarak şöyle buyurmuşlardır: "Yoksa onlar, Allah'ın lütfünden verdiği kimseleri mi kıskanıyorlar? Oysa İbrahim ailesine Kitâb ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik."

Yine aynı aile hakkında şöyle buyurmuştur: "Biz ona (İbrahim'e) İshak'ı ve Yakup'u bahşettik. Nübüvveti ve Kitab'ı onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükâfatlandırdık; doğrusu o âhirette de iyilerdendir."  

Keza şöyle buyurmuştur: "Biz, ona (İbrahim'e) İshak'ı ve fazladan bir bağış olarak Yakub'u lütfettik ve her birini salih insanlar yaptık. Ve onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık. Kendilerine, hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar daima bize ibadet eden kimse-lerdi."  
Yine şöyle buyurmuştur: "O esnada İbrahim'in eşi ayakta idi ve gü-lünce, "Ona İshak'ı, ardından Yakup'u müjdeledik." Dedi ki: "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da bir ihtiyar iken, çocuk mu doğuracağım?" Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir." (Melekler) dediler ki: "Ey ev halkı! Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize inmiştir. Şüphesiz O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir."

Bu arada Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda Allah Teâlâ tarafından seçilerek üstün meziyet ve özel yetkinliklerle donatılmış olmak ayrıcalığının sadece peygamberler veya erkeklere özgü bir özellik olmadığını; aksine Hz. İmran ve İbrahim aile fertlerinde olduğu gibi bazı kadınların ve Hz. Musa'ya hoca-lık yapan Hz. Hızır veya Hz. Süleyman'ın isteği üzerine, bir göz kırpma süresi içerisinde Yemen kıralı Belkıs'in tahtını Yemen'den Filistin'e getiren O Hazret'in vasisi Asif bin Berhiya olayında gördüğümüz gibi, bazı pey-gamber olmayan erkeklerin de böylesi bir seçkinliğe liyakat kazandıklarını görmekteyiz. Dahası aslında peygamberlik gibi bazı yüce makamlara nail olmanın kendisinin, bu seçilmişliğin bir sonucu olduğunu, peygamberler dışındaki seçilmişlerin ise iyiler, doğrular ve benzer unvanlarla ifade edildiklerini ve onların da kendilerine göre bir takım özel yetki ve yükümlülüklerle görevlendirildiklerini görmekteyiz.

Bakınız Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştir¬diği peygamberlerle, doğru olanlar, şahitler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!"
Görüldüğü üzere, bu ayet-i kerimede Yüce Allah, peygamberlerin yanı sıra, doğru olanlar, şahitler ve iyiler diye nitelediği kimseleri de nimet ihsan ettiği seçkin kulları olarak tanıtıyor ve normal halk kitlesinden de Allah ve Resulüne itaat eden kişilerin bu seçkin zümreyle arkadaş olmaya hak kazandıklarını ve onlarla beraber olma şerefine erişebileceklerini beyan buyuruyor. O halde bu ayet-i kerimeden, Allah'ın seçkin kullarının sadece peygamberlerle sınırlı olmadığı ve onlara ilaveten; doğrular, şahitler ve iyiler olarak nitelenen kişilerin de Allah'ın seçkin kulları arasında yer aldığını anlamaktayız.
Yine şöyle Yüce Allah buyurmuştur: "Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kulla-rımızdan birini buldular.

Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi.

O: "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın, bilgice kavra-yamadı¬ğın bir şeye nasıl dayanabilirsin?" dedi."

Bu ayet-i kerimelerde de Yüce Allah, Hz. Musa gibi bir Ulu'l-Azm peygambere hocalık yapan kulundan bahsediyor ve dahası Hz. Musa'nın, bütün azametine rağmen, onun taşıdığı ilim’i taşıyabilecek kapasitede ol-madığını vurguluyor. Bu da peygamberler dışında özel görevlerle görevli kılınan seçkin kulların var olduğunun diğer açık bir kanıtıdır.

Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kitaptan bir bilgiye sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana geti¬ririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edece¬ğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfündendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi."  
Bu ayet-i kerime de peygamber olmadığı halde kendisine kitaptan bir ilim verilen bir kişinin neler yapabileceğini ve ne gibi üstünlüklere sahip olabileceğini açıkça gözler önüne sermiştir.
Bu ve benzeri ayetlerden şu sonucu elde ediyoruz ki, Yüce Allah'ın se-çerek normal insanlardan üstün kıldığı seçkin kulları, sadece peygamber-lerle sınırlı değildir; aksine peygamberler dışında da seçkin kıldığı ve bir takım üstün meziyet ve yükümlükler verdiği başka seçkin kulları da vardır.
Burada kendi kapasitemiz ölçüsünde Hz. Ali (a.s)'ın yüce şahsiyetini bu söylenenler ışığında ele alarak, Hz. Ali'nin bu açıdan hangi konumda yer aldığını anlamaya çalışacağız.

Açıktır ki, bir kimsenin Allah Teâlâ'nın seçkin kıldığı kullarından olup olmadığını anlamanın en kesin ve en sağlam yolu, geçmiş seçkin kullarda olduğu gibi, bizzat ilahi bildirimin kendisine başvurmaktır. Başka bir tabir-le de bizzat ilahi vahiyden gelen bilgidir. Eğer yüce Allah, indirdiği vahiyle bir kulunu seçkin kullarından olduğunu bildirirse, buna kimsenin bir itirazı olamaz, olsa da bu, ilahi vahyi reddetmek anlamında olur ki, Yüce Allah bizleri böylesi bir hatadan korusun.

İkinci yol ise, söz konusu kişinin, Allah Teala'nin Kur'an-ı Kerimde kullarımdan bir kul olarak vasıflandırdığı, Hz. Musa'ya hocalık yapan zat ve bir göz açıp kapama süresinde Yemen kıralı Belkis'in tahtını Yemen'den Filistin'e getirdiğini bildirdiği, Hz. Süleyman'ın vasisi Asif bin Berhiya'nın yaptığı gibi, ancak seçilmiş kişilerin gösterebileceği kanıt ve belgeleri ortaya koymasıdır.
Bu yöntemde ise kişi, bizzat kendi yaşam tarzı ve ortaya koyduğu mu-cize veya keramet olarak adlandırabileceğimiz kanıtlarla kendisinin Allah Teâlâ'nın seçkin kullarından birisi olduğunu ortaya koymaktadır.

O halde Hz. İmam Ali (a.s)'ın da bu iki kategoriden hangisinde yer aldığını anlamamız için, tek çare, o hazretin yüce şahsiyetini bu iki yöntem açısından de-ğerlendirmeye almamızdır.
Bu iki yöntemden birincisi, ilahi vahiyin o hazreti nasıl tanıttığı; ikincisi ise, bizzat o hazretin yaşam tarzıyla ortaya koyduğu şahsiyetini gösteren kanıtlardır.

Dolayısıyla biz bu kısa makalede, Hz. Ali'nin yüce şahsiyetini, önce ilahi vahiy açısından, daha sonra da bizzat kendi yaşamı ve ortaya koyduğu kanıtlar açısından kısaca gözden geçirmeye çalışacağız.

Kur'an ve Sünnet Açısından Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti:
Kuşkusuz, ilahi vahiy olarak Kur'an-ı Kerim'in açıklamaları ve keza Allah Resulü'nden elimize ulaşan Sünnet'in Hz. Ali (a.s) hakkındaki açıklamaları, o hazretin şahsiyetini ve Allah katındaki makam ve mevkisini anlamak açısından başvurulacak en sağlam ve en kesin mercidir. Çünkü kişinin Allah katındaki makam ve mevkisi, gaybe yönelik bir konudur. Gaybe dair konularda ise ilahi vahiy en kesin ve en sağlam kaynaktır.

Bu yüzden de bu makalede öncelikle ilahi vahyin Hz. Ali (a.s)'ı nasıl tanıttığını ele alıyor ve ilahi vahyin yegâne tezahuri olan Kur'an ve Sünnet'in o hazretle ilgili açıklamalarını, ana başlıklarıyla gözden geçirmek istiyoruz.

Ancak her şeyden önce şunu vurgulamalıyız ki, bu açıdan o hazretin yüce şahsiyetini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek, ciltlerce kitap yazmayı gerek-tirmektedir. Oysa bizim bu yazıdaki hedefimiz, sadece kısa bir makale yazmaktır.

Dolayısıyla burada sadece bazı önemli başlıklara işaret etmekle yetiniyor ve konu hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyen kardeşlerimize, o hazret hakkında yazılmış olan geniş eserlere müracaat etmelerini tavsiye ediyoruz.

İlahi vahyin temelini ise Kur'an-ı Kerim oluşturduğundan dolayı, önce Kur'an-ı Kerim'in o hazretle ilgili açıklamalarına kısaca bir göz atıyoruz.     

Kur'an Açısından Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti:

 Hz. Ali (a.s)'ın yüce şahsiyeti, Allah katındaki üstün meziyeti ve seç-kinliği, Kur'an-i Kerim'in onlarca ayetinde açıklanmıştır.

Ehlisünnetin önde gelen büyük âlimlerinden Hâkim Heskani Şevahidü't-Tenzil adlı eserinde ve ayrıca İbn-i Meğazili "El-Menakib" adli kitabında İbn-i Abbas'tan naklen Allah Resulü'nün şöyle buyurduklarını rivayet etmişlerdir:  "Kur'an dört bölümden oluşmaktadır. Bir bölümü biz Ehlibeyte özgüdür. Bir bölümü bizim düşmanlarımızdan söz eder, bir bö-lümü helal ve haramdan, bir bölümü de farzlar ve hükümleri açıklar. Allah, Kur'an'ın en yüce ayetlerini ise Ali hakkında indirmiştir."  

Yine Hâkim Heskani, Selebi ve İbn-i Meğazili, Yezid Rumani'den şöyle revayet etmişlerdir: "Kur'an'da Ali'nin övgüsünde inen ayetler, hiçbir kimsenin hakkında inmemiştir."  

Abdurrahman bin Ya’la ise şöyle yazıyor: "Kur'an'da Ali hakkında inen seksen ayet vardır ki bu ümmetten hiçbir kimse bu ayetlerde onunla ortak olamamıştır."  

Mucahid ise, Kur'an'da sırf Hz. Ali hakkında inip de bu ümmetten hiçbir kimsenin paylaşmadığı ayetlerin sayısının, yetmiş ayet olduğunu be-lirtmiştir.  

Yine İbn-i Abbas şöyle demiştir: "Allah Kur'an'da Hz. Ali'yi öven üç yüz ayetten fazla, ayet indirmiştir."

Yine İbn-i Abbas demiştir ki: "Kur'an'da "ey müminler" hitabıyla inen hiçbir ayet yoktur ki, Ali onların en üstünü ve efendisi olmasın."   "Öte yandan Allah ashabı defalarca Kur'an'da kınarken Ali hakkında hayırdan başka bir şey indirmemiştir."  

Evet, bütün bunlar o hazretin Allah katındaki üstün konumu ve seçkin-liğini ortaya koymaktadır. Maalesef bu kısa makalede bizim bütün bu ayet-lere yer vermemiz imkânsızdır. Dolayısıyla biz burada teberrük niyetiyle, o hazretin yüce şahsiyet ve seçkinliğini beyan eden bu yüzlerce Kur'an ayetinden sadece üçüne işaret etmekle yetiniyoruz.

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
02-11-2012 13:43 - 1748 Okunma
Abdullah Turan yazarın diğer yazıları [ Tümü ]
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri 28-08-2014 tarihinde eklendi
Ma’sum İmamların Tefsirinden İncelikler 16-05-2014 tarihinde eklendi
Hz. Fatıma'nın (sa) meşhur hutbesi 17-04-2014 tarihinde eklendi
Peygamberlerin Hedefleri 08-06-2013 tarihinde eklendi
Ehlibeyt (a.s), Guluv ve Buğz 15-04-2013 tarihinde eklendi
Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti -4- 08-01-2013 tarihinde eklendi
Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti-3 10-11-2012 tarihinde eklendi
Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti-2 07-11-2012 tarihinde eklendi
Hz. Ali (a.s)'ın Yüce Şahsiyeti-1 02-11-2012 tarihinde eklendi
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
22-11-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım