Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Ehlisünnetin Caiz Bildiği ‘Misyar Nikahı’ ile ‘Muta Nikahı’ Aynı Şey mi?
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
03-03-2014 09:51 - 3943 Okunma

Geçici nikahı inkar edenler  gençler ve halkın mahrum tabakalarının baskısı altında kaldıklarında tedrici olarak –muta nikahına benzer-  farklı bir evlilik çeşidine razı olmak zorunda kaldılar. Adına da “misyar nikahı” dediler.  Her ne kadar adına muta nikahı ve geçici nikah demeseler de pratik olarak muta nikahından hiçbir farkı yoktur. Şöyle ki evliliğe ihtiyacı olan kişiye bir kadınla daimi nikah yapma izni verilmekte, ancak kastı kısa bir süre sonra kadına talak vererek ayrılmaktır. Veya nafaka hakkı, birlikte yatma hakkı ve miras hakkı bulunmamaktadır! Yani tam olarak muta nikahı. Şu farkla ki burada talakla birbirlerinden ayrılmak söz konusu, ama muta nikahında baki kalan sürenin bağışlanması veya sürenin sona ermesi ve her ikisinin başlangıcında sınırlı bir zaman dikkate alınmaktadır.

Bundan daha ilginç olanı son zamanlarda evlilik sıkıntısı çeken ve baskı altında olan bazı Sünni gençler internet aracılığıyla bizi aramakta ve “geçici evlilik” konusunda Şia mezhebine uymak istiyoruz, bunun bir sakıncası var mı? diye bize sormaktalar. Biz de ‘hayır, hiçbir sakıncası yoktur’ diyoruz.

Geçici nikahı inkar edenler, “misyar nikahına” sarılmaktadır. Gerçekte adını getirmiyorlar, ama kendisini getiriyorlar!

Evet, “zorunluluklar” sonunda insanı “gerçekleri” kabul etmek zorunda bırakmakta, her ne kadar adını dillerine almasalar da.  

Misyar Nikahının Özellikleri**

 

Misyar nikahı, daimi nikah görüntüsünde, ama batını olarak geçici nikahtan hiçbir farkı yoktur. Günümüzün ve çevrenin zorunluluğundan ortaya çıkmıştır. Bu nikahın sıhhatine hüküm verenler batıl bilenlerden çok daha fazladır. Bu nikahı caiz bilmeyen azınlıktaki Ehli sünnet ulemasının son delili[1] bu nikahın “muta nikahına” benzediğinden batıl olduğudur. Biz de dedik ki bunun bir sakıncası yoktur, tam tersi bu güzel bir şeydir. Önceden de dediğimiz gibi bu nikahı helal eden Peygamber efendimiz, haram eden ise ikinci halifedir. Şayet bu kendi zamanına mahsustu. Öyleyse bunu sonsuza kadar haram mı bileceksiniz?! Bu doğru değildir. peygamberin bu nikahı nesh ettiği sözünün bir sıhhati yoktur, nesh rivayetleri oldukça müşevveş, mütaariz ve güvenilecek gibi değildir. Bunlara binaen misyar nikahı sahih olduğu için muta nikahı da sahihtir. Muta batıl olduğu için öyleyse misyar da batıldır demek doğru değildir. Dolayısıyla misyar nikahının sahih olduğuna kail olanlar cesaret göstererek muta nikahının da caiz olduğunu söylemelidir. Hatta burada şunu demek istiyoruz ki muta nikahı, misyar nikahından daha sıhhatlidir. Çünkü misyar nikahı yapanların durumu iki halden hariç değildir:

Ya daha başlangıçta evleneceği kadına daimi nikah okuyacak olsa da ‘kastının geçici nikah’ olduğunu söyleyecek veya bunu söylemeyecek. Birinci surette (nikah sırasında söylemeyip sonradan talak verdiğinden) ahlaksızlık olan riyakarlık ve gösteriş yapmış olacak. İkinci surette ise (kısa bir süre sonra boşayacağını bile bile daimi nikah adında akt okumak) bir çeşit hile ve hıyanettir.

(فان اظهر نیّته فهو ریاء و إن أخفى نیّته فهو غشّ و خیانة)  dolayısıyla geçici nikah daha saygın ve sıhhate daha yakındır. Evet, Peygamber efendimizin (s.a.a) sünnetini terk edip başkalarının sünnetinin peşi sıra gidenler bu vadilerde zorluklarla karşılaşmakta ve evla olmayan bir şeyi sahih bilmektedirler.  

Bir Konunun Açıklaması

 

Misyar Nikahı hakkında Ehli sünnet uleması arasında “acaba talak kastıyla ‘nikah’ caiz midir” “değil midir” diye  bazı tartışmalar yaşanmıştır. Şöyle ki bir kişi niyetinde talak olduğu halde bir kadını nikahlıyor (velev adına misyar nikahı denilmese bile) elbette bu tartışmalar genellikle misyar nikahında yaşanmıştır, ancak misyar nikahına münhasır değildir. Dolayısıyla nikahtaki birinci konu ister nafaka ve kasm’ı sakıt etsin ister etmesin talak kastıyla nikahtır. Ehli sünnetin müteahhir uleması genel olarak talak kastıyla nikahı sahih bilmekte ve bu konuda icma olduğunu söylemektedirler. Nuri, “sahih-i Müslim”in şerhinde ve İbn Kudame “muğni” kitabında talak kastıyla nikahın sahih olduğuna dair icma iddiasında bulunmaktalar.  

Ahlaki açıdan hoş olmasa da bizim açımızdan da talak kastıyla evlilik caizdir…

Eğer misyar nikahı ve talak kastıyla nikah sahihse, yani nafaka olmadan, kasm hakkı olmadan ve örneğin bir ay sonra boşama kastıyla bir kadını nikahlıyorsa bunun “muta nikahıyla” hiçbir farkı yoktur. Sadece bu iki nikahta (misyar nikahı ve talak kastıyla nikah) “ile’l acel”[2] kelimesi geçmemektedir. Muta nikahı konusunda bu kadar inkar ve kargaşa çıkarılmakta ve kitaplarda (ve bir çok televizyon ve sitelerde) bize hakaretler edilerek küfürler edilmektedir. Halbuki buradaki tüm konu ve meseleler misyar nikahında ve talak kastıyla nikahta da bulunmaktadır. Sadece “ile’l acel” kelimesi yoktur. Yani eğer “ile’l acel” dersek bu nikah zina olur!! ancak had uygulanmaz. Çünkü bunu İbn Abbas’tan caiz bilmektedirler. Ancak vety-i bi-şübhe (şüpheli ilişki olduğundan) ona tazir uygulanmakta!!! Bu konu gerçekten oldukça ilginçtir!!! Yani tüm bu fesat ve sıkıntı sadece bu kelimede midir?! (Talak sırasında da koca karısına sadece (زوجتی طالق)‘zavceti talikun’ der ve boşamış olur. Yani tüm bu kargaşa ve gereksiz tartışmalar Şia mezhebine atılan çirkin iftira ve töhmetler burada yatmaktadır!!!)

Başka bir ifadeyle biz diyoruz ki “şer’i hükümler maslahat ve fesada tabidir” maslahat ve fesatlar da dışsal bir ameldir. Bu dışsal amelin misyar nikahında ve muta nikahında hiçbir farkı yoktur. Çünkü nafaka yoktur, niyeti sınırlıdır ve öteki tüm şartlara haizdir ve sadece fark inşada “ile’l acel” kelimesindedir. Acaba mutanın tüm fesatları “ile’l acel” demekle mi ortaya çıkmakta, yoksa onunla dışsal amel mi? işte biz burada diyoruz ki bizim onlarla hesabımız kıyamet gününe kalmıştır. Eğer Allah, Ehli sünnetin bu kesimine Ehlibeytin (a.s) Şialarına muta nikahından dolayı her türlü töhmet ve iftiralar attınız, ama kendiniz talak kastıyla misyar nikahını muta nikahıyla hiçbir farkı olmamasına rağmen mubah bildiniz ve kendi gençlerinizi ona yönlendirdiniz ve söylediniz ki bu insanı zinadan korumakta, kadınların ve erkeklerin ismetini korumakta. Acaba bunlar için cevabınız olacak mı? dolayısıyla bizim tek suçumuz Allah Resulünün (s.a.a) sünnetini ihya etmek ve onların iyi yönü ise!! Peygamber efendimizin sünnetini terk ederek başka yerlere yönelmeleridir.      

Ayetullah Hüseyni Kazvini’nin Arabistan Baş Müftüsüyle Münazarası

Konunun daha iyi kavranması için üstat Ayetullah Hüseyni Kazvini ile Suudi Arabistan baş müftüsü arasında geçen münazaranın bir bölümünü yayınlıyoruz.

… Suudi Arabistan’ın baş müftüsüne sorduğum sorulardan biri de “geçici nikahla” “talak niyetiyle nikah”ın ne farkı var” sorusuydu. İşte burada tam bir çıkmaza girmekte ve çıkış noktaları bulamamaktadırlar. Çünkü tüm ehli sünnetin tüm fakihlerine göre talak niyetiyle nikah caizdir. Yani bir erkek bir kızı altı ay sonra boşamak kastıyla nikahlıyor… bunlar sadece meselenin şeklini değiştirmişlerdir. Arabistan Müftüsü soruma şu yanıtı verdi: “Hayır, muta nikahından farkı var.” Dedim ki arasındaki fark ne? Birisi diyor ki:

 أنکحت فلانة لفلان لمدة خمسة أشهر یا أنکحت فلانة لفلان بشرط أن یطلقها بعد خمسة أشهر

“Falancayı (kızı) falancaya (erkeğe) beş ay süresince nikahlıyorum” veya “falancayı (kızı) beş ay sonra boşamak şartıyla falancaya (erkeğe) nikahlıyorum”

Bunların arasında ne fark var?” Dedi ki: “talak kastıyla nikahta erkek kastını gizlemekte ve izhar etmemektedir, ancak geçici nikahta (muta) beş ay sonra bunlar artık karı koca değildir denilmektedir.”

Dedim ki: “Bu da geçici bir nikahtır, ama ‘münafıkça’. Talak niyetliyle nikahta “ben bu kadını beş ay sonra boşayacağım” demiyor, ancak niyetinde beş ay sonra onu boşamak geçmektedir. Bu gerçekte kadına hıyanet ve bir tür münafıklıktır. Yani izhar ettiği şeyin aksi yönünde niyet etmektedir.”      

Misyar Nikahının Tanımı

Misyâr, evlenme akdinin bütün rükün ve şartlarına uygun olarak hukuki sonuçlarını doğuracak biçimde yapılmış olmakla birlikte kadının bazı haklarından feragat ettiği bir nikâh şeklidir. Böyle bir nikâhla evlenen kadın, nafaka, sükna ve kocasının kendisinin yanında ikamet etmesi gibi haklarından kendi hür iradesiyle feragat etmekte, kocası belli zamanlarda kendisine uğramaktadır. Bu tür nikâh talebinin kadından gelebileceği düşünülebilirse de daha çok kocadan geldiği, ayrıca bu tür evlilikte birden fazla kadınla evli olan erkeklerin daha aktif olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre kocanın eşiyle anlaşarak onun evine geleceği zamanı belirlemesi, kadının belli haklarından feragat etmesi misyar nikâhının en temel özelliğini oluşturur.[3]

B-İsimlendirme ve Ortaya Çıktığı Ülke

Bu nikâh için misyâr kelimesinin tercih edilmesi konusunda bazı farklı görüşler vardır. Bir grup araştırmacıya göre bu nikâh için, koca eşinin yanında bir süre kalıp döndüğü için yürümek anlamına gelen seyr kökünden mif‘âl vezninde mübalağa sîgası olan misyâr kelimesi seçilmiştir. Diğer bir grup araştırmacıya göre ise misyâr Suûdî Arabistan’ın Necid bölgesinde kullanılan ve halk dilinde günlük ziyaret anlamına gelen bir kelimedir. Kocanın komşu ziyaretine benzer bir biçimde gelip-geçici olarak eşine uğramasından dolayı bu evlilik misyâr diye isimlendirilmiştir. Bir grup araştırmacı da misyâr’ın bazı Körfez ülkelerinde uğrayıp geçmek anlamına gelen halk dilinde bir kelime olduğunu ifade etmektedirler.[4]

Tarihte uzak bölgelere ticaret için gidip de orada uzun süre kalacak tacirlerin o beldeye tekrar tekrar geldiklerinde orada bulundukları süre zarfında beraber yaşayacakları bir eş edinmek amacıyla bu belde halkından bir kadınla nikâh kıydıklarından bahsedilmekle birlikte[5] bu günkü anlamda misyâr nikâhı ilk defa Suûdî Arabistan’ın el-Kasîm bölgesinde ortaya çıkmış ve buradan yayılmaya başlamıştır. Riyad Yüksek Mahkeme hâkimlerinden İbrahim el-Hudayrî bu nikâhın Suudi Arabistan’ın Necid bölgesinde eski bir geçmişe sahip bulunduğunu ve kocanın daha çok kuşluk vakti eşine uğraması sebebiyle de kuşluk nikâhı (en-Nikâhu’d-duhaviyye) olarak isimlendirildiğini belirtir.[6] Abdülmelik b. Yûsuf el-Mutlak’ın emekli Riyad Emr bi’l-Ma‘rûf Nehy ‘ani’l-Münker Teşkilatı Başkanı Abdurrahmân en-Nâsır ile yaptığı röportajda (12 Ocak 2002) geçtiği üzere misyârın yarım asırlık bir geçmişi vardır ve birden fazla evlenmek isteyenlerin gizli olarak evlendikleri bir nikâhtır. Bu sebeple de o dönemlerde bu evliliğe gizli nikâh da denilmiştir. (ez-Zevâcü’s-sirrî / ez-Zevâcü’l-hafî). Kocanın genellikle Perşembe günleri bu nikâhla evlendiği eşine uğraması sebebiyle Perşembe nikâhı olarak da isimlendirildiği belirtilmektedir (Zevâcü’l-hamîs).

C-Ortaya Çıkmasına ve Yayılmasına Zemin Hazırlayan Sebepler*

Bu nikâhın ortaya çıkmasına ve yayılmasına zemin hazırlayan sebepler arasında evlenme çağı geçmiş bakire kızlar ve ölüm ya da boşanma sebebiyle dul kalmış kadınların sayısında önemli ölçüde artışın meydana gelmesinin rol oynadığı belirtilmektedir. Öte yandan bazı evli erkeklerin cinsel problemler, kısırlık, hastalık gibi eşiyle yaşadığı sorunlarından dolayı kendisinden ayrılmaksızın başka bir eş edinme arzusu da bu nikâhın ortaya çıkmasında etkili olmuştur.[7] Misyâr nikâhının bir başka türü de ticaret erbabının sürekli gittiği uzak beldelerde uzun süre kalmaları sebebiyle orada bir kadınla evlenmesiyle ilgilidir. Evlilikten sonra koca memleketine dönerken eşini onun ailesinin yanına bırakmaktadır. Kadın ailesinin bir ferdi gibi yaşamakta masrafları da ailesince karşılanmaktadır. Ancak kocanın tekrar oraya geleceği kesin olsa da ne zaman tekrar döneceği belli değildir. Koca tekrar oraya uğradığında eşiyle birlikte olmaktadır.[8] Misyâr nikâhının ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırlayan sebepler şu şekilde tespit edilmiştir:

1-Evlenebileceği yaşı geçmiş olan kızların ya da kocası ölen veya boşanmış olan dul kadınların sayısındaki önemli artış.

2-Kadın sayısının artmasına rağmen karının ilke olarak çok evliliğe karşı olmasa da kıskançlık vb. sebeplerle kocasının evlenmesine engel olması sonucu kocasının ondan habersiz böyle bir evlilik yapması.

3-Bazı kadınların anne-babasına bakması sebebiyle onlarla birlikte kalma zorunluluğu.

4-Kocanın, eşinin yaşlılığı ya da çocuklarıyla ilgilenme vb. sebeplerle ondan istediği şekilde yararlanamaması ve boşamaya gitmeden bir başka eşile arzularını yerine getirmek istemesi.

5-Maddi imkânsızlıkları ailenin yükünü taşıyabilecek oranda iyi olmayan erkeklerin kocası ölmüş ya da boşanmış veyahut evlenme yaşı geçmiş bakire kızların bazı haklarından feragat ederek bu tür bir evliliğe razı olması.

6-Resmî veya ticârî işleri sebebiyle bulunduğu yerden bir başka beldeye sık gelip gidenlerin orada bu tür bir evliliğe ihtiyaç duymaları.

7-Evlilik yükü ve mehir miktarında artış sebebiyle erkeklerin emsalleriyle evliliklerinin zorlaşması.

8-Toplumun şehvete düşkünlük vb. yaftalarla çok evliliğe olumsuz ya da alaycı yaklaşımı sebebiyle ikinci bir evliliğe ihtiyaç duyanların yaşadığı toplumdan uzak bir yerde misyâr nikâhına gitmeleri.[9]

D-Misyâr Nikâhının Hükmü Etrafında Ortaya Çıkan Tartışmalar

Misyâr nikâhının caiz olup olmadığı, problemin yaşandığı İslam ülkelerindeki araştırmacıları meşgul etmiş ve üç görüş ortaya çıkmıştır. Caiz görenlerin yanında az olmakla beraber karşı çıkanlar da vardır. Bununla birlikte isabetli hüküm için sonuçlarını görmek gerektiği görüşünü savunanlar da bulunmaktadır.

Şimdi bunları hulasa edeceğiz.

1-Caiz Görenler

Eski Suudi Arabistan müftüsü Abdülazîz b. Bâz, Ezher şeyhi Muhammed Seyyid et-Tantâvî, Mısır Müftüsü Nasr Ferîd, Suûdî Arabistan ifta, davet ve irşad kurumu üyesi Abdullah b. Abdirrahman el-Cebrîn ve Sa‘d el-Anezî, Şeyh Cadu’l Hak… gibi isimler bu nikâhın caiz olduğunu savunmaktadır. Bu görüşü müdafaa edenlerin temel dayanakları akdin istenen bütün şartları taşımış olması ve kadının feragati caiz olan bazı haklarından vazgeçmesidir. Sevde’nin Hz. Peygamberle beraberlik nöbetini (kasm) Ayşe’ye devretmesini[10] de görüşlerini destekleyen bir delil olarak ileri sürerler. Hatta Riyad Yüksek Mahkeme hâkimi İbrahim b. Sâlih el-Hudayrî misyâr nikâhının şer‘î olması bir yana günümüz şartlarında buna zaruret bulunduğunu savunur. Cevaza kail olanlardan Nu‘mân Abdürrezzâk es-Sâmerrâî misyârın geçmişte ticaret erbabının yaptığı bir nikâh türü olduğunu belirtir.[11]

Yusuf el-Karadavi, Suudi Arabistan Büyük Âlimler Kurulu (hey’etü kibâri’l-‘ulemâ’) üyesi ve Mekke Temyiz Mahkemesi hâkimi Abdullah b. Menî‘, Vehbe ez-Zühaylî, Mescid-i Harâm’ın imam-hatîbi Suûd eş-şüreym de bu nikâhı kerahetle beraber caiz görürler. Bu görüşte nikâhın şartlara uygun olması ve evliliğin harama vasıta kılınma amacı taşımaması cevazda, evlenmenin amaçları ve felsefesi açısından nassların ruhuyla bire bir örtüşmemesi de kerahette etkili olmuştur. Bunun yanında kerahetin ihtiyaç, zaruret ve niyete bağlı olarak gerçekleşeceğini savunan araştırmacılar da vardır ki Mahmûd Ebû Leyl bunlardandır.[12]

Bu nikâhı caiz görenlerden bir kısmı akdin sahih olduğunu ve niyet ve şartlara göre mekruh olabileceğini söylerken öngörülen şartların geçersiz olduğunu ve kadının bir takım haklardan feragatinin da geçersiz olacağını belirtmektedirler. Ahmed el-Huccî bunlardandır.

2-Câiz Görmeyenler/Haram Olduğunu Savunanlar

Bu nikâhı caiz görmeyen araştırmacılar arasında ise Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî, Kuveyt Şeriat Fakültesi dekanı Uceyl Câsim en-Neşemî, Umân Sultanlığı Şeriat ve Hukuk Fakültesi dekanı İbrahim ed-Debû’nun yanı sıra İslam hukukçularından Cebr el-Fudaylât, Mahmûd es-Sertâvî gibi akademisyenler vardır. Misyâr’ın caiz olmadığını savunanların da üç grupta toplandığını belirtmek gerekir. Bu grupta yer alan çoğunluk misyâr nikâhını akdin ruhuna aykırılık sebebiyle caiz görmemektedirler. Batıl şartın akdi batıl kılacağı görüşünü esas alarak misyâr nikâhını reddedenler de vardır. Bunun yanında batıl şartın akde etki etmeyeceğini ve şartın batıl akdin sahih olduğunu savunanlar da vardır. Son görüşü savunan Ahmed el-Huccî el-Kürdî’nin ana hatlarıyla görüşü şudur: Nafaka ve kasm’dan ferağat şartı hükümsüzdür.

Misyâr nikâhının caiz olmadığını savunanların dayanakları şu şekilde özetlenebilir:

a-Misyâr nikâhı Kur’ân ve Sünnet’in evlilik için öngördüğü maksatlarla örtüşmemektedir. Evlenmekten amaç sadece şehevi arzuların tatmini değildir. Çocuk sahibi olmak ve Salih evlat olarak yetiştirmek gibi daha yüce gayeler vardır. Misyâr’da ise sadece cinsellik ön plana çıkmaktadır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü misyar nikahında cinsellik ön planda olsa bile çocuk sahibi olmak isteyenlerin, evde kalmış kızların aile sıcaklığını yaşaması veya maddi ve başka sebeplerden evlenemeyen erkeklerin zinaya düşmemesi gibi başka felsefeleri de bulunmaktadır…)

b-Kur’ân ve Sünnet evliliğin rahmet ve meveddet temelleri üzerine kurulmasını talep etmektedir ki aile içinde huzuru sağlayan da budur. Kadının yedekte tutulan eş olma gibi bir hissiyata kapılması ve kocasının kendisinden hevesini alması sonrasında her an kendisini boşaması endişesi taşıması büyük bir huzursuzluk kaynağıdır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü böyle bir evlilik yapan kadınlar genellikle bulundukları sıkıntıdan kurtulmak için bu tür evlilikler yapmaktadırlar. Zaten normal şartlar altında olan kadınlar bu tür evlilikleri pek yapmamaktadırlar.)  

c-Misyâr nikâhı kadının içinde bulunduğu olumsuz şartlardan yararlanarak onun sömürülmesine ve bir takım hakların suiistimal edilmesine zemin hazırlayacaktır. (Aynı sorun diğer daimi evlilikler için de geçerlidir. O zaman bu tür sıkıntılardan kurtulmak için hiç evlenmemek gerekmektedir!)

d-Babanın aile içinde bulunmaması çocukların terbiyesinde olumsuz sonuçlar doğuracaktır. (Bu madde doğru değildir, çünkü bu tür evlilikler de genellikle çocuk istenmemektedir…)

e- İlk eşin haklarının zayi edilmesi söz konusu olacaktır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü aynı sorun normal evlilikler içinde geçerlidir. Eğer buna itiraz ediyorsak çok evliliğe de itiraz etmeliyiz…) 

f-Bu tür nikâhlar genellikle gizlilik içinde yapıldığı için nikâhta aleniyet prensibi ihlal edilmektedir. Yabancı bir bölgede nikâhın ilan edilmesi de yeterli değildir. İlan özellikle kadının ikamet ettiği mahallede yapılmalıdır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü bu tür evlilikler bazı kadınların bazı sıkıntılardan dolayı evlenemediklerinden herkes tarafından bilinmesi onun aşağılanmasına veya dışlanmasına sebep olabilir…)

g-Misyâr nikâhında kadını aşağılama ve onu alaya alma anlamı vardır. Onu oyuncak haline getirme, kötü niyetliler elinde pazarlama konusu yapma söz konusudur. Nitekim bu tür nikâhlar için aracılar oluşmaya başlamış hatta bürolar kurulmuştur. (Eğer resmi kurumlar tarafından gerekli önlemler alınırsa bu sorun giderilebilir.)

h-Misyâr birinci eş üzerine evlilik olduğu için eşler arası adaletin sağlanmasını zora sokan bir özellik taşımaktadır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü misyar nikahı yapan kişi önceden evli olmamış da olabilir. Ayrıca normal şartlar altında dört eşli aileler içinde aynı sıkıntı söz konusudur.)

i-Zengin kadınlar için böyle bir imkânın tanınmış olması fakir kızları mağdur edecek ve böylece ayırımcılığa sebep olabilecek bir özelliğe sahiptir. Neticede evde kalmış kızlar ve bazı dul kadınlar için çare olarak görülen misyâr nikâhının bizzat kendisi böyle bir sonucu hazırlayacaktır. (bu açıklama doğru bir açıklama değildir, çünkü burada zengin ve fakir ayrımı bulunmamaktadır.)

j-Muta nikahına benzemektedir. (Bundan daha komik bir delil olamazdı herhalde!)

3-Kararsız Kalanlar ve Beklemeyi Yeğleyenler (Tevakkuf Edenler):

Bazı araştırmacılar ise misyâr nikâhının cevazı konusunda kararsız kalmışlar ve beklemeyi (tevakkuf) tercih etmişlerdir. Çünkü bu akit şartlara uygun gözükse de ortaya çıkaracağı olumsuzluklar aile kurumuna büyük bir darbe vuracak niteliğe de sahiptir. Kararsız kalıp beklemeyi tercih edenler arasında Suudi Arabistan Büyük Âlimler Kurulu üyesi Muhammed Sâlih b. Useymîn, İmam Muhammed b. Suûd Üniversitesi Usûlüddîn Fakültesi öğretim üyesi Ömer b. Suûd el-‘Îd, İhsan ‘Âyiş, Yermûk Üniversitesi öğretim üyesi Muhammed Fâlih Mutlak vardır.

* Burada zikredilen tüm sebeplerin aynısı muta nikahı içinde zikredilmektedir.

** Şu anda başta Mısır ve Suudi Arabistan olmak üzere bir çok Arap ülkesinde resmi olarak uygulanmaktadır.

*** Ayetullah uzma Mekarim Şirazi’nin bazı açıklamalarından da yararlanılmıştır.

 

 

 

 

 

 


 

 

[2] - Vaktin belirlenmesi.

[3] - Üsâme Ömer Süleyman el-Aşkar, Müsteceddât fıkhiyye fî kadâyâ’z-zevâc ve’t-talâk, Amman 14525/2005, s. 161-164, 167.

[4] - Abdülmelik Yusuf Muhammed el-Mutlak, Zevâcü’l-misyâr: Dirâse fıkhiyye ve ictimâ‘iyye nakdiye (yüksek lisans tezi, Câmi‘atü’l-Yermûk, Külliyetü’$-şerî‘a ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye, 1422/2001), s. 42-44; a.mlf, ez-Zevâcü’l-‘urfî dâhile’l-Memleketi’l’Arabiyyeti’s-Su‘ûdiyye ve hâricehâ, Riyad 1427/2006, s. 316-320; Üsâme el-Aşkar, Müsteceddât fıkhiyye, s. 167.

[5] - Abdülmelik el-Mutlak, ez-Zevâcü’l-‘urfî, s. 321-322.

[6] - Abdülmelik el-Mutlak, Zevâcü’l-misyâr, s. 45.

[7] - Üsâme el-A$kar, Müsteceddât fıkhiyye, s. 167-170.

[8] - Abdülmelik el-Mutlak, Zevâcü’l-misyâr, s. 45.

[9] - Abdülmelik el-Mutlak, Zevâcü’l-misyâr, s. 47-50; a.mlf., ez-Zevâcü’l-‘urfî, s. 320-323; Üsâme el-Aşkar, s. 167-170.

[10] - Ebû Dâvûd, Nikâhı, 38; İbn Mâce, Nikâh, 48; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VI, 117.

[11] - Üsâme el-A$kar, s. 259.

[12] - Abdülmelik el-Mutlak, Zevâcü’l-misyâr, s. 81-89; a.mlf., ez-Zevâcü’l-‘urfî, s. 325-331; Üsâme Ömer Süleyman el-Aşkar, Müsteceddât fıkhiyye, s. 175-179.

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
03-03-2014 09:51 - 3943 Okunma
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
19-11-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım