Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Böyle ilim adamları varken
Kasım Alcan

Milli Gazetenin iki yazarı aylardır ABD ve Siyonizm’in değirmenine su taşımakla meşguller. Hakla- batılın, iyiyle kötünün, mazlumla zalimin, erdemliyle erdemsizin, hizmetle ihanetin ne olduğunu anlamayan, kör bir taassupla sözde fikir üretiyor ve insanlara gelişen olaylar konusunda mesajlar veriyorlar.

Ama ne yazık ki bu mesajlar, bir ilim adamına yakışan mesajlar olması gerekirken aksine İslam dünyasını kan gölüne çeviren, Müslüman’ın canına, malına, ırzına göz diken Emperyalist ve Siyonistlerin mesajlarıyla birebir örtüşüyor.
Peki adama sormazlar mı ey ölçüsü tartısı olmayan, eli kalem tutan ilim adamı, aydınlar, bir aydın bir ilimi adamı olarak, insanlara bir şeyler vermeye çalışırken dinine, vicdanına, insaniyetine sormadan yalan yanlış bilgileri insanlara nasıl bilgi diye sunuyorsun?!

 Eğer ölçü ve tartında bir anormallik varsa bu sözleri nereden bulup yazıyorsun, yok eğer ölçün ve tartın yerindeyse, kin ve nefret kokan, insanları kavgaya tutuşturan bu mesajları hangi akla hizmet etmek için yazma gereği duyuyorsunuz?
Bakınız bu yazarlardan biri Suriye konusunda ardı ardına yazdığı yazılarda neler diyor:    

Suriye'de yaşananlar bağlamında, mazlumun yanında zalimin karşısında durmamız gerektiğini yazdıkça/söyledikçe bazı okuyucuların ithamkâr tutumlarıyla karşılaşıyorum. Suriye muhalefetini birleştiren bu mesele bizi birbirimizden ayırıyor. İçler acısı bir durum…
Şu anda Suriye'de olanları "ABD/Batı oyunu" olarak niteleyenlerin hareket noktaları şunlar:
1.    Bölgede öteden beri bilinen ve adım adım uygulamaya konulan bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) var. Suriye olayları bu planın bir aşamasından başka bir şey değil. BOP'un nihai hedefi ise büyük İsrail.


C-1: Evet biz de tam bu görüşteyiz. ABD, BOP’u önce Irak’ta uygulamaya koydu ancak tüm tahriklere rağmen bunu başaramadı. Bu tahrikler öyle sıradan tahrikler de değildi. Bilindiği gibi, Irak’ta peygamber evlatlarının türbeleri havaya uçuruldu. Camiler bombalandı, Kerbela’ya, Necefe saldırdılar, yas meclislerine, Pazar yerlerine, işçi kuyruklarına saldırdılar. Tekfirci Vehhabilerin ve Saddam kalıntılarının işgalcilerle el ele işledikleri cinayetlere rağmen bunu başaramadılar. Halende aynı cinayetlerine devam ediyorlar. Şii müçtehitlerin ve tehlikenin farkında olan Sünni gerçek din alimleri buna izin vermediler. Ebu Hanife mescidinin imamı da bu süreçte çok büyük roller üstlendi, bu oyunun karşısında durdu.    

2.  Merhum Hocamız (Erbakan) yıllar evvel bu gerçeğe işaret etmiş ve İsrail'in Avrupa Birliği'ne üye yapılması hedefinin gerçekleşebilmesi için önce Suriye'nin bölünüp bir kısmının İsrail'e verilmesi, arkasından Türkiye sınırları içindeki bazı yerlerin de Arz-ı Mev'ûd ideali çerçevesinde İsrail sınırları içine dâhil edilmesi; böylece Avrupa Birliği'ne tam üye olmuş bir İsrail ve onun bir "vilayeti" konumunda kalacak Türkiye'nin de ona tabi kılınması hedeflerine dikkat çekmişti.

C-2: Evet buna da aynen katılıyoruz. İsrail’e itaatkâr bir yönetim Suriye’de arzu edilmekte ve Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman İsrail olarak İsrail hilali yani büyük İsrail oluşturulmak istenmektedir. Aklın ve basiretin yolu da birdir biz de bunu o günde söylüyorduk bu günde.

3. Suriye'de yönetime kaşı ayaklananları Batı silahlandırıyor ve destekliyor.

C-3: Evet doğru ancak en önemli eksik ABD-AB ülkelerinin bir kısmıyla birlikte satılmış Suudi Kralı ve Katar krallarının da büyük desteğiyle bu yapılmakta.

4-Suriye'de kardeş kardeşi öldürüyor. Bu bir "fitne"dir ve bu fitneye alet olmamak gerekir.

C-4: Evet buna da aynen katılıyoruz. Yapılan ve yapılmak istenen de budur.

Yazar  bu doğru soruların ardından konuyu açıyor ve şunları söylüyor:

1. Bölgede ABD tarafından hayata geçirilmeye çalışılan bir BOP olduğu, BOP'un ilk aşamada hedefinin İsrail'in güvenliğini garanti altına almak ve nihai aşamada büyük İsrail Devleti’ni kurmak olduğu da doğru.
Ancak bölgedeki bütün gelişmeleri bu plana bağlamak doğru değil. Adına "Arap Baharı" denilen bu süreç ilk başladığında temkin telkin eden yazılar yazan birisi olarak diyorum ki, bilhassa Mısır'daki gelişmelerin bu çerçevede değerlendirilemeyeceği gerçeğini görmemiz lazım. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî'nin açık beyanları ve İhvan iktidarını hazmedemeyen Batı'nın Mısır'da uygulamaya koyduğu tezgâhlar ve Hüsnü Mübarek kalıntısı laikçi bürokrasinin gösterdiği direnç bunu açık biçimde gözler önüne seriyor. Tabii bu gerçeği görebilmek için, İhvan'ın da "Batıcı/Amerikancı" olduğunu söyleyen İran propagandasının etkisinden kurtulmak gerekiyor.
Burada en az bunun kadar önemli ikinci bir gerçek daha var: Artık sağır sultan bile biliyor ki ABD'nin Irak ve Afganistan'ı işgali ayan-beyan İran'ın örtülü-açık desteğiyle olmuştur. Bunu hem İran hem ABD açık bir şekilde dile getirdi. Şu anda Irak'ta yönetimin ağırlıklı olarak Şiilerin kontrolünde bulunması da bunun açık bir göstergesi. Bunun anlamı şudur: ABD Irak'taki Şiileri Saddam'dan daha çok sevdiği için orada onları iktidara getirecek süreci kendi elleriyle hazırladı. Üstelik bu Şiiler, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimî'nin yaşadıklarının da açık bir şekilde gösterdiği gibi işbaşına gelir gelmez ilk icraat olarak oradaki Sünnileri sindirme politikasını hayata geçirdiler.

Cevap: Mısır’da İsrail’i sonuna kadar destekleyen, bir aspirinin bile Gazze’ye girmesine izin vermeyen Suudi kralının emir kulu olan Mübarek’in gitmesi elbette ki mutluluk verici. Ancak mübareğin kurmayları halen aktif görevlerine devam ediyor ve Mursi hükümeti halen ülkeye hakim olmamıştır. Mısır’lı Selefiler buna izin vermiyor ve iktidarı ele geçirir geçirmez de Mısır’ın gelir kaynağı olan piramitleri yerle bir edeceğini daha şimdiden açıklıyor. Taliban’nın Afganistan’da buda heykellerini yıktığı gibi. Onların bu tutumunun neticesini Miyanvar’da görüyoruz. İşte bu anlayış değil midir Emperyalizme bahane yaratıp işgale zemin hazırlayanlar, İslam’ın aydınlık yüzüne kara bir leke düşürenler..

Irak konusuna gelince 1991 intifadasında Saddam rejimini Irak halkı düşürüyordu. Bir iki nokta kalmıştı ancak Saddam ABD, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin de desteğiyle halkı sindirdi ve ABD’yi buraya çekti. İşgal böylece başlamış oldu. İşgalciyi oraya getirenler, halen yüzde 80’i Şii Müslüman’dan oluşan bu ülkede Şii bir iktidarın olmasını hazmedemiyor, kan akıtmaya devam ediyorlar. Çoğunluğu Sünni yargıçlardan oluşan Irak mahkemesi 150 terör eyleminden mahkum ettiği Tarık Haşimi’yi yine aynı ülkeler korumaya aldı. Bir teröristi sahiplenmek yani bir zalimi mazlum göstermek ve onun üzerinden mezhep propagandası yapmak nasıl bir İslam anlayışıdır bunun cevabını da yine bu yazarın vermesi gerekir.

Yazar devam ediyor:
İslam dünyasında mezhep kavgasını körüklemek kadar büyük bir ihanet olamaz. Aklı başında hiçbir Müslüman Sünni-Şii çatışmasını arzu etmez. Ama bu gerçek, bir başka gerçeği görmemize engel olmamalı: İran kaynaklı Şii ideolojinin, İslam dünyasında kendi hâkimiyet ve hareket alanını genişletmek gibi bir hedefi vardır ve bu da gayet normaldir. Sünni ülkeler tarafından çevrelenmiş bir İran, Sünni dünya ile birlikte hareket etmeye mahkûm bir İran demektir. D–8 Projesi’nin içinde İran'ın da yer alıyor oluşunun hikmetini burada aramak gerekir. Hem nüfusu ve imkânları bakımından istifade edilecek bir güç, hem de 7 büyük Sünnî ülke tarafından çerçevelenmiş tek başına bir İran. Bu elbette son derece akıllıca idi.
Cevap: Yazarın bilinçaltında Şii Müslümanlara karşı İslam’ın ve Kur’anın değil, batının istediği şekilde, onların değirmenine su taşıyan bir perspektiften baktığı ortada. Vehhabiliği değil Şiiliğe karşı bu alerjinin kaynağı bu olsa gerek.
Devam ediyor:
Öte yandan BOP, eğer ABD’nin bölgedeki hâkimiyet alanlarını güçlendirmesi ve genişletmesi anlamına geliyorsa şu soruyu kendimize tekrar tekrar sormamız lazım: ABD’nin, Irak’ı, İran’a yakınlığı ayrıca delillendirilmeye ihtiyaç duymayacak kadar açık olan Şii yönetime bırakıp gitmesini nasıl yorumlamak gerekir? Niçin bu noktaya gözlerimizi kapatıyoruz?

Cevap: BOP’un planını proje sahiplerinin net bir şekilde açıklamalarına rağmen halen inanmakta zorluk çekiyor yazar. ABD Irak’ı işgal ederken Saddam rejimi altında 30 yıldır soy kırıma tabi tutulan ve ülkenin çoğunluğunu oluşturan Şii Müslümanların kendilerini çiçeklerle karşılayacağını hayal ediyordu. Ancak işgal güçlerinin girdiği noktalarda Şii Müslümanların direnişiyle karşılaşırken, Bağdat anahtar teslimi rejim tarafından ABD’ye teslim edildi.

Yazar yine devam ediyor:
Ve nihayet Suriye’de olanların BOP’la ilişkilendirilmesi de büyük ölçüde İran propagandasına dayalı bir vehimden başka bir şey değildir. Suriye olaylarını BOP’un bir ayağı olarak, “Batı oyunu” olarak görmemizi isteyenlerin cevaplandırması gereken diğer bir soru da şudur: “Arap Baharı” sürecinde olaylar Suriye’ye sıçramadan önce Tunus vardı, Libya vardı, Mısır vardı… Suriye söz konusu olduğunda gösterdiğimiz tepkiyi bu ülkeler konusunda niçin göstermedik? İran, Suriye’ye verdiği limitsiz desteği niçin bu ülkelerden esirgedi?

Cevap:  Öncelikle tüm İslam ülkelerinde kendi ülkesinin servetini, izzet ve onurunu Emperyalizmin ve Siyonizm’in hizmetine amade kılan bütün satılmış yöneticilerin gitmesinden ve milli bir hükümetin işbaşına gelmesinden mutluluk duymayan bir kişinin dininden ve insaniyetinden şüphe etmek lazım. Elbette ki arzumuz budur. Ancak bu böyle mi oldu. Yemen’de böyle mi oldu?  Olmadı. Mısır’da halen belirsizlik sürüyor. Libya’da batının bombardımanlarıyla gelen devrimi değil, tamamıyla Libya halkına ait bir devrimi tercih ettik böyle mi oldu? Hayır!! Libya’da halen kan akmakta ancak petrol kuyuları tıkırında batının kasalarını doldurmaya devam ediyor.

150 yıldır Bahreyn’i yöneten İsrail hizmetkârı, ABD hizmetkârı kral halen duruyor mu? ABD üssü halen ora da mı? 3 yıla yakındır silahsız gösteriler yapanlar öldürülüyor mu? Kadim camiler, Suudi tanklarıyla yıkılmadı mı? Kur’an Mushafları Suud tankları altında ezilmedi mi? Evet. Peki orada muzlum neden zalim oluyor? Siz ve sizin gibiler de demek ki zalimli destekliyor derler.

Osmanlıyı arkadan hançerleyen ve Osmanlıya karşı İngilizler tarafından kurdurulan Vehhabi Suudi Arabistan rejimi, Güney Lübnan’ın Kana kentine fosfor bombalarıyla vuran İsrail’e 8 milyar dolar para yardımında bulunan, ABD ve İsrail’in sadık hizmetkârı Kral Abdullah halen yerinde mi? Peygamberimizin evini, yerle bir edip yerine tuvalet yaptıran bu krallık halen koltuğunu koruyor mu? Evet.

Kendi dininden, kendi milliyetinden olmasına rağmen, kendi komşusu olmasına rağmen Gazze’nin nefes borularını kapatanlara ses çıkarmayanlar, Gazze’nin tek nefes borusu olan Suriye hükümeti ve İran Filistin’in yardımına koşuyordu.  Daha yakın bir zamanda Hamas’ın attığı füzelerle İsrail’i yenilgiye uğratan Zülfikar füzeleri Gazze’ye nereden ulaştı?  Suriye yönetiminin tek suçu İsrail ve ABD’ye boyun eğmemesiydi. Satılmış krallar gibi davranmamasıydı. Taliban, El Kaide anlayışına karşı durmasıydı. Suriye kadar özgür bir Arap ülkesi kim gösterebilir ki?  Evet yazar Nusayriler Müslüman değil, onun için katledilmeleri de caizdir demeye getiriyor. Bunun için de her şey mubahtır. İster İsrail yıksın, ister ABD, ister AB hiç fark etmez. İsterse ipini sapını koparıp mazlum insanlarının kanını cihat adı altında Allahu ekber diyerek kan akıtan, tekfirci, Selefi, Vehhabi, Taliban, El Kaide yıksın ama yeter ki Suriye rejimi gitsin. Nasıl olsan bir günah keçisi var orta yerde. Her şey onun üzerine kalacak.

Devam ediyor:
Bu soruları sorduğum zaman genellikle “Türkiye ne yaptı?” tarzında bir mukabeleyle karşılaşıyorum. Bunun “köşeye sıkışmış bir düşünce tarzının manevrası” olmaktan başka bir anlamı yok. Ben bütün bunları söylerken ne “Türkiye şunu yaptı; İran bunu yapmadı” gibi bir denklem üzerinden hareket ediyorum, ne de İran’ın tutumunu eleştirirken Türkiye’nin izlediği politikalara yaslanıyorum!
Merhum hocamızın Suriye’nin bölünmesi konusundaki tespiti, Arap Baharı denilen sürecin çok öncesine aittir. Mamafih İsrail’in güvenliğinin ne şekilde sağlanacağı sorusunun cevabı bağlamında Batı ve ABD tarafından geliştirilen senaryolar bağlamında mutlaka hesaba katılması gereken bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır.
Bugün Suriye’de yönetime karşı mücadele edenler arasında “Suriye’nin bölünmesi” meselesini dillendiren kimse yok. Hatta Suriye yönetimi İsrail’e karşı kullanmadığı tankıyla, topuyla, uçağıyla kendi halkını soykırıma tabi tutmadan önce yönetime karşı mücadele edenler hiçbir yerden yardım talebinde bulunmadıkları gibi, Suriye’nin bölünmesi yönünde herhangi bir irade de ortaya koymadılar. Tam tersine bu meseleyi dillendiren birileri varsa, Esed yönetimi ve onun arkasında duranlardır.

Cevap: Yazar dönüp dolaşıp aynı batağın içine düşüyor. Ya anlamazlıktan geliyor ya da kafa basmıyor.
Yazar devam ediyor:

3. “Suriye’de yönetime kaşı ayaklananları Batı silahlandırıyor ve destekliyor” şeklindeki argümana gelince, birkaç kere yazmıştım, tekrar edeyim: Suriye’de bugün yönetime karşı silahlı mücadele veren halk, “Arap Baharı” sürecinin başlangıcında silah kullanmamak için hayli direndi. Sadece Esed yönetiminin yıllardır vaat ettiği reformları hayata geçirmesi talebiyle gösteri yapan insanlar vardı meydanlarda. Ancak yönetimin bu gösterilere mukabelesi kan dökmek şeklinde olunca ve bu tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşınca silah kullanmak zorunda kaldılar.

Cevap: Yalanın ve bühtanın insanın gözünü nasıl kör ettiğini gösteren bir beyan da bu olsa gerek. Bu göz milyonluk hükümet yanlısı, birlik ve dayanışma yanlısı gösterileri hiç görmedi. Onları Suriye halkından saymadılar. Kendileri gibi düşünmeyen, batı perspektifinden, BOP perspektifinden bakmayanlar zaten suçlu ilan edilmişti. Yazar da bunu yapıyor.

Suriye’de yönetime karşı direnenlerin Batı tarafından silahlandırıldığı meselesine gelince; yönetime karşı mücadele edenlere silah yardımı yaptığı doğru. Ancak silah yardımının bütün gruplara değil. Belli gruplara yapıldığını özellikle belirtmekte fayda var.  

Cevap: Peki bu belli gurupları Suriye adına kim seçti? Bunların Suriye halkı nezdinde meşruiyeti var mı? Suriye’nin dostları (düşmanları) dedikleri ülkelerin hükümete karşı silahlı mücadele etmesi için hapishaneleri boşaltarak Suriye’nin canına salıştırtıkları vahşilere silahları kim verdi? O belli guruplar dediğiniz de yine belli olan guruplarla omuz omuza savaş mıyor mu?

Eğer denirse ki: “Bir taraftan Batı’nın Suriye’deki muhalefete silah yardımı yaptığını söylüyorsun, diğer taraftan da bu muhalefetin desteklenmesi gerektiğini söylüyorsun. Bunda bir anormallik yok mu?”
Ben de derim ki: Hayır, bunda bir anormallik yok. Düşünün: Koca bir devlet tankıyla, topuyla üstünüze geliyor. Havadan rast gele şehirleri bombalıyor. Kadın, çocuk, yaşlı demeden bütün bir halkı soykırıma tabi tutuyor. Siz olsanız ne yapardınız? Elbette nereden alabiliyorsanız oradan silah alır, kendinizi müdafaa ederdiniz.

Cevap: Hiçbir Arap ülkesinde Suriye üzerinde oynanan oyun oynanmamıştır. Yürütülen yalan, bühtan ve insanlık dışı medya propagandası yürütülmemiştir. Yapılan bütün cinayetler günah keçisi ilan edilen hükümetin üzerine yıkılmıştır. Hiçbir değer, hiçbir hukuk ve hiçbir ilke bu kara propagandanın bu vahşi savaşın içerisinde karşılık bulmamıştır. İslami ve insani değerler ayaklar altına alınmıştır.

Şu yargıya bakar mısınız yazar ne diyor?

İran Rusya’dan silah alırken doğru yapıyor; ama Suriye halkı nefsi müdafaa için Batı’dan silah alırken yanlış yapıyor öyle mi? Ne yapacaklardı peki? Tanka, topa, uçağa karşı sopayla mı direneceklerdi, İran’a mı yalvaracaklardı?..

Cevap: Peki hangi devlet eli silahlı canavarlara karşı buyurun istediğinizi yapın der? Dünya da bunun bir örneği var mı? PKK bunun en somut örneği değil mi?

4. “Suriye’de kardeş kardeşi öldürüyor. Bu bir “fitne”dir ve bu fitneye alet olmamak gerekir” şeklindeki söylemin de gerçeğe hiçbir şekilde tekabül etmediğini söylemek durumundayız. Zira Suriye’de kardeş kardeşi katletmiyor; Müslümanlık iddiası İmamiyye Şiası’nın kaynaklarınca bile itibara alınmamış heretik bir grubun Müslümanlara karşı uygulamaya koyduğu bir “soykırım süreci” yaşanıyor. el-Butî’nin ve “müftü” Hassun’un, eli kanlı Nusayri katillere yönelik saçma sapan nitelemelerinin elbette hiçbir önemi ve gerçekliği yok.

Cevap: İşte cinayet şebekeleri de aynını söylüyor. Yani yazar ABD ve İsrail’in tam istediğini yapıyor. Yani yazara göre onlar Müslüman değil diyerek ibni kemal fetvası veriyor.

Yazar son alarak şunları söylüyor:

Bütün bunlar bir yana, halkına böyle bir soykırım uygulayan yönetimin “sünni” tandanslı olması da bir şeyi değiştirmezdi.  Zira böyle bir barbarlığın Sünnilikle en küçük bir irtibatı söz konusu edilemez. Orada sergilenen o vahşet manzaralarının altına imza atanlar kendilerini “sünni” olarak dahi ifade etmiş olsalardı, ben yine sesimi yükseltirdim. Kadınlara, hatta çocuklara tecavüz eden, insanları diri diri yakan, diri diri toprağa gömen, Müslümanların mukaddes mekânlarına, evlerine, mahremlerine karşı işlenebilecek en saygısız ve vahşice cürümleri işleyenlerin bırakın Sünniliğini-Şiiliğini, “insanlığı” tartışmalıdır!

Cevap: Yazarın bir önceki paragrafta yazdıklarıyla bu söyledikleri birbiriyle çelişiyor. Peki, orada cihad adı altında peygamber evlatlarının türbelerine saldıran, okulları bombalayan, kadınlara tecavüz eden, daha dün onlarca masumun kanına giren vahşilerin Sünnilikle bir ilişkisi olabilir mi?

Son tespitler

Dolayısıyla hadisenin adını iyi koyalım: Bu, Nusyri Esed yönetiminin, İmami İran yönetiminin limitsiz desteğiyle acımasızca yürüttüğü bir “soykırım”dır. Bosna savaşında Sırpların Boşnaklara nasıl muamele ettiği hala hafızalardadır. O neyse, bu da odur!
Bu itibarla Suriye’de olup bitenler konusunda “taraf olmak” değil, “tarafsız kalmak” fitnedir! Zira geldiğimiz noktada “tarafsızlık” diye bir şey söz konusu olamaz. Ben tarafsız kalıyorum dediğiniz anda, istemeden de olsa, dolaylı da olsa oradaki soykırıma destek sağlanmış olacaktır…

Cevap : Evet ya mazlumdan yana olacaksın ya zalimden yana. Hakla batılı, cihatla cinayeti, hizmetle ihaneti, gündüzle geceyi, ahlaklıyla ahlaksızı, doğruyla yanlışı, ayıramayanların bu savaştaki tarafı Emperyalizmin ve Siyonizmin yanıdır. Onlar için hiçbir şeyin bir önemi yok. Ancak milletiyle devletiyle mazlum olan Suriye halkının yanında duranların zalim olarak nitelendirilmesi, ABD - İsrail ve onlara uşaklık eden Suudi Arabistan ve Katarın yanında Suriye’yi yıkan cinayet şebekelerinin yanında saf tutan anlayışın neden o saflarda Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdıklarının cevabını mahşer gününde ve vicdanı ammede hazırlamalarını da biz öneriyoruz. Batının nezdinde Beşşar Esad bir bahanedir. Bu bahane Müslümanı Müslümana kırdırmak içindir. Onun için İsrail'e itaatkar bir yönetimin işbaşına gelmesi ve Müslüman İsrail'in kurulmasıdır. Cihat adı altında cinayet ekseninin eliyle bunu yapmaktadır. Bu aydınlar da Nusayrileri dinsiz ve kafir ilan ederek bu şebekelerin koluna kuvvet beyanlarıyla BOP'un oluşmasına katkıda bulunmanın gayretini sergilemektedir. Bütün mesele bundan ibarettir...

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
10-04-2013 17:20 - 1078 Okunma
Kasım Alcan yazarın diğer yazıları [ Tümü ]
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun 11-06-2014 tarihinde eklendi
Özgür İslami Medya 02-06-2014 tarihinde eklendi
Küfre hizmet eden, Kutsal Cihad 06-05-2014 tarihinde eklendi
İmam Hasan Askeri'nin (as) Mektubu 09-01-2014 tarihinde eklendi
Selam olsun Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin'e (as) 04-11-2013 tarihinde eklendi
BOP'un bize karşı açtığı bu savaş "Bizim Savaşımızdır" 09-09-2013 tarihinde eklendi
Kardavi ve Türkiye'de Vahabi Tehlikesi 04-09-2013 tarihinde eklendi
Sırtını zalimlere dayayıp demokrasi çağrısı yapanlar 14-08-2013 tarihinde eklendi
İslam 'cı' lar size ne oldu? 30-05-2013 tarihinde eklendi
Seni yakacağız mesajı!! 02-05-2013 tarihinde eklendi
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
24-11-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım