Ana Sayfa İç Gündem Ülke Gündemi Dünya Gündemi Kütüphane Etkinlik Kültür -Sanat- Bilim Haber - Analiz Caferider
Küfre hizmet eden, Kutsal Cihad
Kasım Alcan

21. Yüzyılda İslam Coğrafyasının durumunun Emeviler dönemiyle bire bir örtüştüğüne tanık oluyoruz.

Zamanın Emevileri Suudi Arabistan rejimi, İngiliz dini tekfirci Vehabi-Selefi anlayış ve bu anlayışların türevleri olan Taliban ve diğer adlarla adlandırılan oluşumlar.

İşin dikkat çekici yönü yeniden Emevi devletinin kurulması yönünde kullanılan dil ve yöntemlerin, aynen Emevi hükümdarı Muaviye’nin dil ve yöntemleriyle aynı olmasıdır.

Muaviye kendinden olmayanları mevali olarak niteliyordu. Hz. Ali ve evlatlarına ve onların izinden gidenlere yönelik amansız kin ve hırsı, inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Bu günde yukarıda bahsettiğimiz anlayışların aynı yol ve yöntemi güttüklerini görüyoruz.

Bu işin plan ve proje merkezinin Cidde olması, İslam’ın doğduğu yerde, Allah’ın evinin olduğu yerde, kâinatın efendisinin yattığı yerden yürütülmesi de bunun açık kanıtlarından birisidir.
Sözde Arap baharıyla başlatılan bu süreçte, seçilen bölgenin Suriye ve Irak olması bunun en açık kanıtlarından birisidir.

İslam’la, Kur’anla, Peygamber ve Ehli Beyti ve onların izini sürenlere yönelik yürütülen bu savaş, sadece bölgeyi değil bütün insanlığı tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır.

Hizmetle, ihaneti, cihatla, cinayeti birbirinden ayırt edemeyenlerin bu büyük fotoğrafı neden görmezden geldiklerini anlamak zor olmasa gerek.

Taassubu gözlerini kör edenlerin, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma yarışına girenlerin, mezhep savaşı çıkarma peşinde olanların Yezid’in yanında, İmam Hüseyin’in karşısında duranların bu coğrafyaya verebilecekleri tek şey kan ve gözyaşıdır.

Ortadoğu coğrafyasının, Allah’a, Kur’an ve Peygamberine itaat değil, koltuklarını, saraylarını kaybetmekten korkanların, din, iman, cihat gibi kutsal kavramları kullanarak zalimlerin tahtına payende olanların, açık tehlikesini görmeyenlerin, İlim şehrinin kapısı Hz. Ali’yle, şeytanın kapısı Muaviye’yi aynı tutanların elinde şekillendirilmeye çalışıldığına tanıklık ediyoruz.

O dönemi şu sözlerle özetleyen Hz. Ali (as) bu dönemin de fotoğrafını çizmiyor mu?

Bakınız Hz. Ali o dönemi nasıl özetliyor: “Hangi yola gidiyorsunuz, bu yollar nereye götürüyor sizi? Karanlıklar sizi şaşırtmada, yalanlar sizi aldatmada; nereden geldi bu âfet başınıza, ne vakit bu yoldan döneceksiniz siz?
Ama o sapıklık bayrağı dikilince batıl yerleşir yeryüzünde; ilgisizlik binek atlarına biner; azgınlık büyüdükçe büyür; gerçeğe çağıran azalır; zaman saldırıp yaralayan, salıp ısıran canavar gibi saldırır; susan, sinen erkek deveye benzeyen batıl, seslenmeye başlar, esrir kuvvetlenir; insanlar, kötülük yolunda kardeş olurlar; birbirlerinden dini gidermeye başlarlar; yalanı severler, gerçeğe düşman kesilirler. İş bu kerteye gelince de oğul, dert olur babaya; yağmur ıssıyı artırır; kötüler çoğaldıkça çoğalır; iyiler azaldıkça azalır.

Bu zamanda yaşayanlar kurt kesilirler, buyruk sahipleri yırtıcı canavara dönerler, orta halliler yiyici olurlar; yoksullarsa ölüp giderler. Doğruluk bulunmaz olur; yalan çoğaldıkça çoğalır durur; sevgi dillerde kalır; insanlar gönülleriyle birbirlerine karşı dururlar; kötülükte bulunmak soy-boy olur; namus ve temizlik, şaşılacak bir şey haline gelir; İslâm ters giyilen elbiseye döner.

Ey erkeğe benzeyenler, fakat erkek olmayanlar, çocuklar gibi gelgeç akıllılar, gerdekteki kadınlar gibi akılları fikirleri tam olmayanlar, ey daldan dala konanlar, keşke sizi görmeseydim ben, keşke sizi tanımasaydım ben. Bir tanıyış ki bu, sonu nedâmete dayandı; acıklanmayla sonuçlandı. Allah gebertsin sizi, kalbimi yaraladınız; gönlümü gamla, öfkeyle doldurdunuz; soluktan soluğa bana yudum yudum dert içirdiniz; bana isyân ederek reyimi bozdunuz, altüst ettiniz. Sonunda Kureyş, Ebû-Tâliboğlu yiğit bir er ama savaşta bilgisi yok dedi. Allah atalarını bağışlasın, onlardan bir tek kişi var mı ki savaşta benden daha tecrübeli olsun, benden daha fazla ayak direyip dursun? Yirmi yaşıma gelmemiştim ki savaşa giriştim; halâ da savaştayım işte; altmışı aştım, fakat itâatte  bulunmayana ne reyim olabilir, ne emrim, ne tedbirim?

Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
06-05-2014 14:06 - 1006 Okunma
Kasım Alcan yazarın diğer yazıları [ Tümü ]
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun 11-06-2014 tarihinde eklendi
Özgür İslami Medya 02-06-2014 tarihinde eklendi
Küfre hizmet eden, Kutsal Cihad 06-05-2014 tarihinde eklendi
İmam Hasan Askeri'nin (as) Mektubu 09-01-2014 tarihinde eklendi
Selam olsun Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin'e (as) 04-11-2013 tarihinde eklendi
BOP'un bize karşı açtığı bu savaş "Bizim Savaşımızdır" 09-09-2013 tarihinde eklendi
Kardavi ve Türkiye'de Vahabi Tehlikesi 04-09-2013 tarihinde eklendi
Sırtını zalimlere dayayıp demokrasi çağrısı yapanlar 14-08-2013 tarihinde eklendi
İslam 'cı' lar size ne oldu? 30-05-2013 tarihinde eklendi
Seni yakacağız mesajı!! 02-05-2013 tarihinde eklendi
Caferider Web TV
Video Galeri
Foto Galeri
Yazarlar Tümü
Mehdi AKSU
EMEK VE HİZMETE KADİR ŞİNAS OLMAK!
İbrahim ŞEREN
RAMAZAN ÖZLE BULUŞMA AYIDIR
Av. Sinan Kılıç
İnnaLillahi ve İnnaİleyhiraciun
Şirali Bayat
GADİR-İ HUM OLAYININ TANITIMI VE ARAŞTIRMASI KİTABI
Kasım Alcan
Hiç olmazsa dünyanızda özgür kişiler olun
Celal Özer
Aşık ve Dünya Sevgisi
Abdullah Turan
İmam Mehdi'nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri
Seyyid Ahmedi Safi
Tüm Müslümanları ilgilendiren önemli sorun
Musa Ayaztekin
Muta Nikahı Nedir, Ne Değildir?
Çayan Uludağ
Mekteb-i Kerbela
Namık Kemal Zeybek
Osmanlı'da Alevi Katliamı
Hüseyin Çaça
Kerbela Hadisesi-1-
19-11-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
CaferiDer ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım